Gennaration 2. yaşında
Gennaration’ın ilk sayısını hazırlamaya karar verdiğimiz dönemde, birçok kişinin aklından geçen şey bizi de kaygılandırmıyor değildi doğrusu… Bu denli iş yoğunluğunun arasında aynı heyecanla sürdürebilecek miydik aylık gazetemizi? Hem ekibimizin çabası hem de ajans dışındaki dostlarımızın desteği ve teşviğiyle bunu başardığımızı görüyoruz. İkinci yılımızda da heyecanımızdan bir şey kaybetmediğimize göre daha uzun yıllar birlikte olacağız demektir.

Aslında Gennaration, temel misyonu itibarıyla aylık bir ajans bülteniydi. Fakat biz, bu misyonla yetinmedik. Hatta bülten olma özelliğinin zaman içinde ikinci planda kaldığını bile söyleyebiliriz. Gennaration, ilk yılında reklam ve pazarlama iletişimi alanına yepyeni bir bakış açısı ve bu bakış açısı etrafında yapılanan bir anlayış getirdi; bir pazarlama iletişimi literatürü kazandırmaya başladı. Ve kazandırmaya da devam ediyor.
İlk sayıda A. Selim Tuncer “Uyduyu yörüngeye oturtamadıktan sonra her şey boş!” başlıklı yazısıyla giriş yaptı: “Uyduyu yörüngeye oturtmadıktan sonra her şeyin boş olduğunu bilirsek, bunu sağlamak için nelerin zorunlu olduğu konusunda da boşluğa düşmeyiz.” diyerek pazarlama iletişimcilerine sesleniyordu. Bu yazısında, belki de bir dolaylamayla, Gennaration’ın kendi yörüngesine doğru yola çıktığını, yörüngesine oturana kadar ne gibi aşamalardan geçeceğini de işaret etmiş oluyordu bize…
İlk sayımızda manşet konusu olarak “Mecrasını şaşıran reklamcı”yı konu ettik ve reklamcıların yeni mecraları ne kadar doğru kullandığını inceledik. İkinci sayımızda, “Reklam ve zanaat” benzeşmesine bakarak, reklamın bir sanattan çok bir zanaat olduğuna dikkat çektik. “Masaüstü yayıncılık araçlarının gelişmesiyle ilk darbeyi yiyen grafik tasarım alanında, araçların yetkinlik için tek başına yeterli olmadığı, tasarımın bir ustalık ve uzmanlık işi olduğu yeniden hatırlanmalıdır.” dedik. Üçüncü sayıya geldiğimizde, ürettiğimiz reklamlarla ilgili olarak estetik kaygılar kadar etik kaygılar da duymamız gerektiğini düşündüğümüzü dile getirdik. Bu sayının konusunu “Estetik” olarak belirlerken söze, “Bir reklam, sadece ‘doğru ve güzel’ olmakla kalmayıp aynı zamanda ‘iyi’ de olmalı. Çünkü ‘estetik’ ve ‘etik’, ayrılmaz bir bütündür.” diyerek başladık. Dördüncü sayıya geldiğimizde, manşet konusunu, reklam ve pazarlama iletişimi alanına renk getiren yeni düşüncelerin, yörüngesine doğru hızla ilerlemeye devam eden Gennaration ile aynı doğrultuda hareket ettiğini ifade edercesine belirledik: “Düşünce köprüsü”. Bu sayıda Güvenç Borça’nın yeni kitabı, İleri Dönüşüm Kutusu’nda ortaya attığı fikirleri düşünce köprüsünden geçirdik.
Beşinci sayımız “popüler kültür ve iletişim frekansı” üzerineydi. Bu sayıda, iletişimciler popüler kültüre karşı kayıtsız kalabilirler mi, diye sorduk. Bunun üzerine, altıncı sayıda konuyu biraz daha derinlere taşıdık ve “Reklam söylemi”ni Uğur Batı ve yeni kitabı, “Reklamın Dili” ile beraber inceledik. Reklam dilinin, dilbilim, strateji, mesaj, retorik, göstergebilim gibi farklı yaklaşımlar ışığında nasıl düşünülmesi gerektiği üzerine çalıştık.
Madem ki, markanın ve reklamın bir dilini inceledik, markanın kokusunu da sayfalarımıza taşıyalım dedik. Yedinci sayımızda, konumuz “Marka kokusu”na uygun bir hareketle, sayfalarına kurabiye kokusu sinmiş bir sayı çıkardık.
Markanın iç dünyasına baktıktan sonra, aynada nasıl göründüğüne sıra geldi. Sekizinci sayımız böylece “Marka ve grafik tasarım” etrafında şekillendi. Marka görsel kimliğinin ve onun bir diğer yüzü olan ambalajlarının nasıl tasarlandığını inceledik ve bu konunun uzmanlarından biri olan İlhan Bilge’yle bir söyleşi yaptık.
Küresel eksende markaların kişiliği ve müşterileriyle aralarındaki ilişkinin farklı düzlemlere –ve dolayısıyla farklı algı boyutlarına– taşındığını göz önüne çıkarmak için dokuzuncu sayımızda “Marka ve İnovasyon” konusunu gündeme getirdik. “Başarılı bir marka inovasyonu ancak yaşam tarzını biçimlendiren fikirlerle mümkün olabilir.” diyerek söze başladık. Başarılı bir markanın kendisini ne yönde değiştirmesi gerektiğini anlattık. Marka inovasyonunda dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de markanızın insanların hangi ihtiyaçlarını karşıladığını iyi bilmenizdir. Çünkü bu, sizin markanızın nerede durduğunu ve tüketicilerinizle hangi boyutta iletişim kuracağınızı belirleyen başlıca etmendir. Dolayısıyla, onuncu sayımızda Maslow’un “İhtiyaçlar hiyerarşisi ve marka” ilişkisini konu ettik.
Onbirinci sayıda, “Metafor” başlığı altında güçlü marka iletişiminde metaforların yeri ve önemini inceledik. Birinci yılın son sayısında ise, bütün bir yıl boyunca incelediğimiz konuların bir toplamı niteliğinde, “Marka konumlandırma” yaklaşımının önemini ortaya koyduk.
Gennaration olarak her sayıda yeni bir kelimeyi seslendirmekle kalmıyor, öğrendiğimiz kelimeleri bir arada cümle içerisinde kullanabildiğimizi de gösteriyoruz. Gennaration, artık yörüngesine oturdu; reklam ve pazarlama iletişimi alanındaki önemini gösterdi. Bu önemin ve katkılarımızın ikinci yılımızda –ve ondan sonraki yıllarda– da artarak devam etmesi için yürümeye devam edeceğiz.


2 Yorum
14 Ocak 2011 12:59
Gennaration 2. yaşında « VS Magazin | Online Görsel İletişim Sanatları Dergisi
[...] Yazının devamı için tıklayınız [...]
14 Ocak 2011 15:47
Uğur Batı
Gennaration bir emek, sorumluluk, vizyon, fayda, motivasyon, ısrar ve daha nice önemli kelimeyi içinde barındırıyor kanımca. Daha nice nice yıllara diyorum, aynı heyecanlar ve şevkle. Tüm emeği geçenlere saygılar…
Yorumunuz gönderiliyor...
Yorum yazın