Fotoğraf, tam anlamıyla göndergenin fışkırmasıdır. Oradaki gerçek bir bedenden çıkan ışınım en sonunda burada olan bana değer; aktarımın süresi önemsizdir; yitik varlığın fotoğrafı, bir yıldızın geciken ışınları gibi bana dokunur. (…) Her fotoğraf orada bulunmanın bir sertifikasıdır. Bu sertifika, ‘fotoğraf’ın icadının görüntüler ailesine getirdiği yeni bir utançtır. Bir insanın tasarladığı ilk fotoğraflar ona tıpkı bazı resimler gibi gelmiş olmalıdır; oysa o yine de değişmekte olan bir şeyle yüz yüze olduğunu biliyordu; onun bilinci, aynı “bu vardı” ektoplazmı gibi her türlü andırım dışında karşılaşılan nesneyi saptamıştır: Ne görüntü, ne de gerçeklik. Gerçekten yeni bir varlık; artık kimsenin dokunamayacağı bir gerçeklik.
Devam »
31 Ağustos 2010, Gennaration (0 Yorum)
“Hem bizim bahçedeki hem M. Swann’ın bahçesindeki bütün çiçekler, Vivonna Nehri’nin nilüferleri, köyün iyi yürekli sakinleri, onların küçük evleri, kilise, bütün Cobray ve civarı şekillenip hacim kazandı, bahçeleriyle bütün kent çay fincanından dışarı fırladı.”
Devam »
19 Temmuz 2010, Gennaration (0 Yorum)
Kendini tanıştırdı: Şişman, geniş, ağzı ateş dolu. “Adım Franklin,” dedi. “Yoksa Benjamin Franklin misin?” diye sordum. “Hayır, yalnızca Franklin ya da Francolino. İtalyan malı bir sobayım ben. Olağanüstü bir buluş sayılırım. Ama öyle aman aman ısıtmam çünkü.” “Evet, bunu biliyorum,” dedim. “Çok güzel adları olan sobaların tümü olağanüstü buluşlardır, ama pek iyi ısıtmazlar. Ben de onları çok severim. Hayran olmaya değer onlara. Ama söylesene Franklin! Nasıl olur da bir İtalyan sobası bir İngiliz adı taşır? Biraz garip değil mi bu?” “Niye garip olsun ki? Gizli yasalar vardır, bilmiyor musun? Doğada da bir sürü gizli yasa var. Bu da bağlantılar ve bağlantılara ek olarak kullanılan dille ilgili gizli bir yasa. Korkak halkların yürekliliği göklere çıkaran halk ezgileri vardır. Sevgi nedir bilmeyenlerin de sevginin yüceliği üzerine yazılmış tiyatro yapıtları. Biz sobaların da durumu böyle. Genellikle İtalyan malı bir sobanın adı İngilizce, Alman malı bir sobanınki de Yunanca olur.
Devam »
17 Haziran 2010, Gennaration (0 Yorum)
Kültür adına layık olan her kültür, evrenselliğin içinde kaybolmaktadır. Evrenselleşen her kültür özgünlüğünü yitirmekte ve ölmektedir. Bizim zorla asimile ederek yok ettiğimiz kültürler de böyledir. Yalnız fark şurada: Öbürleri özgünlüklerinden öldüler, ki bu güzel bir ölümdür, oysa biz her tür özgünlüğü yitirmekten, bütün değerlerimizin soykırıma uğramasından dolayı ölüyoruz, ki bu da kötü bir ölümdür.
Devam »
13 Mayıs 2010, admin (0 Yorum)
Bir zamanlar bahçesinde birçok nar ağacı dikili bir adam vardı. Ve güzler boyunca narlarını gümüş tepsiler içinde kapısının önüne koyar ve yanlarına, üstüne kendi eliyle “Bir tane alın, ücretsizdir.” yazdığı etiketleri yerleştirirdi. Ama insanlar gelip geçer ve meyvelere kimse dokunmazdı.
Devam »
16 Nisan 2010, Gennaration (0 Yorum)
Şef garson bir hayır jestiyle masanın başında bitiverdi ve yüksek sesle uzun şişe su listesini okudu. Müşteriler, Kaliforniya’da tanınmayan ve bazıları şişesi yedi dolara olan bu yabancı markaları tattılar. Yemeklerini yerken çoğunu denediler. Brezilya ormanlarından Amazonas onlara çok güzel geldi, Pirenelerden İspanyol markaları da harikaydı, ama en iyisi Fransız Eau du Robinet idi.
Devam »
17 Mart 2010, Gennaration (0 Yorum)
Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk, konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir. Ne var ki, başka bir anlamda da, görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek buluruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız, ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez.
Devam »
08 Şubat 2010, Gennaration (0 Yorum)
İnsanı, bilinmeyenin dokunuşundan daha çok korkutan hiçbir şey yoktur. İnsan kendisine değen şeyi görmek ve tanımak, en azından sınıflandırmak ister. Yabancı herhangi bir şeyle fiziksel temastan her zaman kaçınma eğilimindedir. Karanlıkta beklenmedik bir dokunuşun sebep olduğu korku, paniğe kadar varabilir. (…) İnsanların, etraflarında yarattıkları bütün mesafelerin nedeni bu korkudur. (…) Hırsız korkusu yalnızca soyulma korkusu değildir, aynı zamanda karanlığın içinden aniden uzanan beklenmedik bir elden duyulan korkudur. (…) İnsan bu dokunulma korkusundan yalnızca kitle içinde kurtulabilir. Korkunun, karşıtına dönüştüğü tek durum budur.
Devam »
13 Ocak 2010, Gennaration (0 Yorum)