Biz bir hizmet şirketi değiliz, bir bakıma üretim sürecinin bir parçasıyız. Bir markayı diğerinden farklı kılacak fikirler üretiyoruz. Bir markanın gerçekten farklı olmasına yardım ediyoruz. Üzerinde diğerlerinde olmayan bir tertibata sahip ürünler sattığımız için değil, ürüne karşı farklı hisler duymanızı sağladığımız için. Ürünle ilgili kendinizi daha emin ve daha ikna olmuş hissedebilirsiniz. Hatta ona âşık olabilir ve daha tutkulu da hissedebilirsiniz. Çünkü duygusal farklılıklar bir anda gerçek farklılıklara dönüşür.
Devam »
İster politik ister eğitici isterse kültürel içerikli olsun, sonuçta niyet, anlam ileterek kitleleri anlamın egemenliği altında tutmaktır. Bir başka deyişle kendini haberin sürekli olarak ahlaksallaştırılması zorunluluğu biçiminde dışavuran anlam üretimi zorunluluğu. Daha iyi haber verebilmek, daha iyi toplumsallaştırmak için, kitlelerin kültürel düzeylerini yükseltmeye çalışmak için vb. vb. Hepsi palavra. Çünkü kitleler bu akılcı iletişim zorlamasına insanı aptallaştıracak bir biçimde karşı koymaktadırlar.
Devam »
Söylem kendisi dışında, bir hayatta kalma dürtüsüyle, bir objeye tutunmaya çalışarak yaşar. Eğer kendimizi bu dürtüden tamamen ayırırsak, elimizde kalan yegane şey, kelimenin çıplak cesedi olur. Bu cesetten de o kelimenin sosyal konumuna veya hayatta olduğu zamandaki kaderine dair hiçbir şey öğrenemeyiz. Böylesi bir kelimenin, kendisinden öteye yansıyan bu dürtüyü göz ardı ederek çalışılması, bir psikolojik vakanın kendisini ortaya çıkaran, belirleyen ve yönlendiren gerçek yaşantısal bağlamının dışında incelenmesi kadar saçma olacaktır.
Devam »
Her birey, sahip olduğu sermayeyi en yüksek üretim sağlayacağı sanayiye yönlendirir, bunun bir sonucu olarak emek, toplumun gelirinden alabileceği en yüksek payı alır. Birey bunu yaparken ne toplumun çıkarını artırmayı amaçlar ne de bunu ne ölçüde yaptığını bilir. Birey, sadece kendi özel çıkarını gözetir ve bu amacını gerçekleştirirken görünmez bir el onun hiç düşünmediği başka amaçlara da hizmet etmesini sağlar. Birey, kendi çıkarını gözeterek toplumun çıkarına hizmet etmiş olur ve bireyin bu hizmeti eğer topluma hizmet etmeyi amaçlamış olsaydı yapacağı hizmetten ve katkıdan daha fazla olur.
Devam »
Hiç kimse her zaman kazanamaz. Teniste bütün sayıları almak, golf turnuvasında her delikte birinci gelmek olanaksızdır. Bir işadamının yaptığı her anlaşma çok kârlı olamaz ve büyük bir satıcı bile zaman zaman eli boş dönebilir. Kazanmayı bilenleri diğerlerinden ayıran yetenek, ne zaman kaybetmeyi göze alabileceklerini ve ne zaman da kazanmaları gerektiğini bilme içgüdüsüdür. Bu kişiler, çabalarını [...]
Devam »
Sali’nin gördüğüm her resmini sevdim. Bir tat uyandı içimde. Renkten korkmuyor hiç. Renk çizgiyi aşıyor, ama asıl önemlisi, yaratıyor da onu. Bir araç değil renk Sali’de, bir ortam. Matisse gibi çalışır. Bir tabloda yanlış gördüğü şeyi düzeltmez, yeni bir tablo yapar onun yerine. Figüratife soyuttan damlalar da akıtıyor sanki. Sadece dünya içinde değil, aynı zamanda uzay içinde… Yeni iletişim araçlarının doğrudan görselliği, resim sanatını ayrı bir esnekliğe götürdü. Bireysel odak, kişisel bakış güçlendi yeni kuflak sanatçılarında. Bunu Sali’nin yapıtlarında da çok belirgin bir biçimde görüyoruz. Salih Turan’dı adı. Bunu Sali olarak değiştirdi. Ben ona ‘Dalvador Sali’ diyorum. Bu adı seviyor mu, sevmiyor mu, bilmiyorum. Renk çılgını! Evet,öyle.
Devam »
Bir iş seç. Bir kariyer seç. Bir aile seç. Kocaman bir TV seç; çamaşır makineleri, DVD çalarlar ve elektrikli konserve açacaklarını seç. Sağlıklı yaşamı, düşük kolesterolu ve ağız sağlığı sigortasını seç. Ödemeleri sabit faizli konut kredisi seç. Başını sokacağın bir ev seç. Arkadaşlarını seç. Bavulunla uyumlu tatil giysileri seç. Zengin renk ve desenleriyle, taksit taksit [...]
Devam »
Sağduyu, öznel algıların önyargısını giderip “gerçek durumu” saptamanın kolay olduğunu söyler: Bir helikopter kiralayıp köyü tam yukarıdan fotoğraflarız. Bu şekilde gerçekliğe ilişkin çarpıtılmamış bir görüş elde ederiz, ama toplumsal antagonizmanın gerçeğini, tam da gerçekliğin çarpıtılmalarında, evlerin “fiili” düzeninin fantazilerdeki yerdeğiştirmelerinde dışavurulan simgeleştirilemeyen travmatik çekirdeğini tamamen gözden kaçırırız. SLAVOJ ŽIŽEK KIRILGAN TEMAS
Devam »
Sorgulanması gereken bir konu: renkli yazılar – oldukça az bulunan renkli yazılar. Renk, bir gerilimdir; iletilerimizde rengin izinin bulunmasından korkarız; bu nedenle siyah yazarız; sadece genel kabul gören, dolaysız belirtileri bulunan ayrıcalıklara izin veririz: dikkat çekmek için mavi, düzeltme yapmak için kırmızı. Renk kullanımında yapılacak herhangi bir değişiklik, apaçık münasebetsizliktir: sarı, pembe ya da gri renkte yazılmış bir mektup, kızıl-kahverengi, asker yeşili, okyanus mavisi kitaplar düşünülebilir mi? Ama yine de: sözcüklerin anlamlarının da renklerle birlikte değişmeyeceğini kim bilebilir?
Devam »
Prosumer’in yükselişi—tüketicinin üretime yeniden dahil edilme süreci—bizi böylesi geçişken ilişkilere daha yakından bakmaya mecbur bırakacak. Aynı güçlü değişim, bizi etkinlik kavramını yeniden gözden geçirmeye yönlendirecek. Ekonomistler, giderek artan bir şekilde, aynı ürünü üretebilecekleri alternatif yöntemler geliştirmeye çalışıyorlar. (…) Bu, belki de hiç ekonomi bilmeyen, milyonlarca insanın da yapmaya çalıştığı şeyin aynısı. Bu insanlar anlıyorlar ki, belli seviyedeki parasal kazanç garantilendikten sonra, üreterek tüketmek hem ekonomik hem de psikolojik anlamda, daha fazla para kazanmaktan çok daha faydalı.
Devam »
Bir şeyi deneyimleyen kişi, yaşadığı deneyimi kesin bir şey olarak deneyimleyemez. Yaşanılan bir deneyim belirli bir anlama, nesneye, ilişki durumuna yönelim gösterir; fakat bizzat kendisine yönlendirilmez. Bu deneyim, kişinin ruhunun mevcut varlığının kesinliği ve bütünlüğü üzerine yönlendirilmez. Ben kendi korkularımın nesnesini korkunç bir şekilde, sevgimin nesnesini sevgi dolu bir şekilde, acılarımın nesnesini de acı dolu bir şekilde deneyimlerim (…), ama kendi korkumu, sevgimi, acımı deneyimlemem. Benim yaşadığım bu deneyim, kendi bütünlüğüm içinde bir nesne ile ilişkilendirerek benimsediğim bir aksiyolojik yaklaşım veya tavırdır. Bu şartlar altında sergilediğim kendi “duruş”um benim elimde olan bir şey değildir.
Devam »
Toplu biçimde üretilen tüketim mallarının promosyonu, hem kültürel çağrışımları bir propaganda yaparcasına ürünlere taşıyarak hem de cisimlerine kazıyarak, görünüşte yalnızca satılmasına yardımcı olan şeyin biçimi ve çehresini değiştirir. Demek ki sanayi kapitalizminin getirdiği yenilik salt daha fazla mal, daha fazla meta değildir. Sanayi kapitalizminin bolluk yaratarak getirdiği yenilik, özgüllüğü yeni türde bir kültürel ifadeyle (tanıtımın, meta-simgesiyle ortakyaşar [symbiosis] bir iç içe geçmişlikle toplu biçimde yayılması) kopmaz bağları bulunmasından kaynaklanan yeni türde bir üründür. Son olarak, bir bütün olarak toplumsal yapı düzeyinde önemli bir ekleme yapabiliriz buna. Metanın imajlaşmasının erken sanayileşme çağının beşiğindeki doğuşu, piyasa toplumunun yapısındaki bir değişikliğin ilk işaretlerini göstermekteydi.
Devam »