http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

Markaların deneyim yolculuğu

Genco Alp Think Experiential Ajans BaşkanıBugünün iletişim dünyasının anahtar kelimesi “deneyim”. Hızla artan mecra çeşitliliği ve gelişen teknolojiler, bilinen iletişim araçlarını ve pazarlama tekniklerini, deneyim yaratmak konusunda çaresiz bırakıyor. Oysa markalar, bu iletişim karmaşası ve yoğun rekabet içinde hedef kitleleriyle her noktada, çok farklı biçimlerde temas etmek ve iz bırakmak durumundalar. Yani, ortak deneyimler yaratmak [...]

Devam »



Linkedin neden değerli ya da neden değersiz?

Kuruculuğunu Reid Hoffman’ın yaptığı LinkedIn’de 1000’in üzerinde çalışan bulunmaktadır. Şirketin CEO’luk görevini Jeff Weiner yürütmektedir. Şu anda 9.3 milyar $’lık bir değerlemeye sahip platformun 119 milyondan fazla üyesi bulunmaktadır. 1 milyonuncu aboneye ise Eylül 2004’te ulaşmıştır. 2010 yılında platform üzerinde tam 2 milyar kişi araması yapılmış olup, üyelerinin %80’i 24 yaşından büyük, çalışan insanlardan oluşmaktadır. %58.5’ini erkeklerin oluşturduğu siteye her saniyede 1 yeni kullanıcı eklenmektedir. Kıtasal bazda baktığımızda ise Kuzey Amerika, toplam üyelerin %47.2’sini oluşturmaktadır. Avrupa ise %22.8 ile ikinci sıradadır. Fakat, ülke bazında baktığımızda Amerika’dan sonra en çok kullanan ülkeler sırasıyla Hindistan, İngiltere, Kanada, Brezilya ve Hollanda olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sektör bazında incelendiğinde ise teknoloji odaklı şirketler en yüksek payı kapıyor (%16). Sonrasında ise finans, üretim, sağlık gibi sektörler geliyor. Fortune 100 listesindeki 69 şirketin burada bir hesabı bulunmakta.

Türkiye’de 970.814 kullanıcı var ve 19.328 kişi direktör unvanına sahip.

Devam »



Sosyal medyada 8 S

Hakan Okay Pazarlama Yöneticisi Geçen yazımda pazarlama kavramlarına yani P’lere ve C’lere yeni bir kavram eklendiğini ve bunu “S” ile tanımladığımı yazmıştım. Bu kavramın sosyal medya olduğunu ifade ederek, buna ‘Pazarlamanın S Modeli’ demiştim. Tıpkı bazı lüks otomobillerdeki “S” modeli gibi… Bu yazımda, sosyal medya ile ilgili bazı hatırlatmaları yapmakta fayda görmekteyim. Sosyal medyada web [...]

Devam »






Nefrete karşı durmak

Benetton, 1982 ile 2000 yılları arasında birlikte çalıştığı radikal reklamcısı Oliviero Toscani’nin reklam kampanyalarıyla kültürel çeşitliliği destekleyen, ön yargıları yıkan ve ırkçılığın karşısına çıkan bir güç oldu. Rahip ile rahibenin öpüşmesi, kanlı asker kıyafeti, zenci bir kadının beyaz bir bebeği emzirmesi, üzerinde renklerin yazılı olduğu kalpler, markanın hafızalarımızda yer eden radikal fotoğraflarından birkaçı. Bugün bile hala derslerimizde konu ettiğimiz fotoğraflar… Benetton, bu fotoğrafları ile birlik mesajı vererek, bir marka kimliği inşa etti ve aslında “misyoner” bir marka oldu. Toscani’nin 2000 yılında marka ile yollarını ayırmasının ardından Benetton keskinliğinden yavaş yavaş uzaklaşarak normal ve daha orta karar bir markaya dönüşmeye başlamıştı. Ancak, dönüşü muhteşem oldu. Geçtiğimiz günlerde duyurduğu “Unhate” konseptli fotoğrafları ile misyoner marka kimliğine yeniden dönüş yaptı. Davası yine “dünyanın daha iyi bir yer olması…” Geçmişteki çalışmaları ile aynı çizgide. Ne bir eksik ne de bir fazla. Aslında, kampanya doğrudan Benetton için değil; Benetton’ın desteklediği Unhate Vakfı için hazırlanmış bir kampanya. Ancak, işin PR kısmı Benetton’ı doğrudan etkiledi.

Devam »



Biz futbolu sevmiyoruz

Şike iddialarının havada uçuştuğu şu günlerde sıklıkla konuşulan konulardan biri de “Türk futbolunun marka değeri” oldu. Bu söylemi, spor medyası çok sevdi ve sıklıkla kullanmaya başladı. Herkes Türk futbolunun büyük değer kaybedeceği görüşünde hemfikir. Sürekli bir kayıptan bahsediliyor; fakat bu kaybın kim için olacağı net bir şekilde dile getirilemiyor. Tıpkı bir maçtan sonra futboldan çok futbol etrafında dönen olayların, yönetici polemiklerinin, hakem hatalarının ve tribündeki olayların pişirilip pişilirip ekrana getirilmesi gibi bir süreç yaşıyoruz. Biz futbolu değil, futbolun etrafında dönen olayları seviyoruz. Ya da spor medyası bize yıllarca bunu dikte etti ve algılarımız hep bu yönde geliştiği için futbolun etrafından keyif alıyoruz.

Türkiye birinci ligi ya da Süper Lig, Avrupa’nın en büyük 6. ligi olarak geçer. Bununla beraber takımlar seviyesinde, son 10 yılda Avrupa çapında herhangi bir başarıya imza atmış değiliz. Milli takım seviyesinde ise 2007’de FIFA sıralamasında 27. sıradayken 2011 itibarıyla 24. sıradayız. Takımlar seviyesinden bakacak olursak son 5 yıl içinde, sadece ‘3 büyükler’ ilk 25’e 20. sıralardan girmiş durumda. Son 10 yılda sportif anlamda bir adım yol alamamışken Süper Lig gelirleri ise 3 katına çıkarak 600 milyon avro seviyelerine ulaşmış durumda. Kendi içimizde yaratılan bu finansal büyüklüğü harcamak konusunda elimiz oldukça açık: Son 5 yılda yurt dışına sattığımız bir oyuncuya karşılık üç oyuncu alarak 230 milyon avro transfer açığı vermiş durumdayız.

Devam »



Sosyal medyada ses

İnternet öncesi dönemi bilen dinazorlardan biri olarak sizlerle paylaşayım: Üniversiteden ilk mezun olduğum günlerde, ‘özgeçmiş’ nasıl yazılır hiç bilmezdim. Babamın daktilosunu kullanarak, kısa bir özgeçmiş yazmayı başarmıştım. Mürekkebi mi azdı, yoksa tuşlara yeterince kuvvetli basmamış mıydım bilmiyorum, ama harfler kırık kırık çıkmıştı. Harflerin yarısı koyu renkli, diğer yarısı açık gri olmuştu. Buna rağmen o zamanlarda iş görüşmelerine gittiğimde, hatırlıyorum ki, büyük bankalar bile oldukça etkilenmişlerdi. Zira, ellerindeki diğer özgeçmişler, el yazısı ile yazılmış ve uzun kompozisyon formatındaydılar. 80’li yılları bilenler neden bahsettiğimi bilirler. 80 veya 90 doğumlu yeni reklamcılar için ise, sanırım bu fotoğraf, internet öncesi dönem hakkında biraz fikir vermiştir.

Devam »



Pazarlamanın S modeli

Pazarlamacıların yakından tanıdığı, üretici odaklı kavramlar olan ve Dr.Philip Kotler tarafından ortaya atılan Product (Ürün), Price (Fiyat), Place (Yer), Promotion (Tutundurma) gibi pazarlama kavramlarına, (yani 4 P’ye) pazarlamanın gelişimi ile sürekli yeni kavramlar eklendi.

People (Hedef kitle), Process (Süreç), Physical Evidence (Fiziksel belirti, Kanıt), Packaging (Ambalaj), Production (Üretim), Public Relation (Halkla İlişkiler), Planning (Planlama), Profit (Kâr) gibi isimlendirilen yeni kavramların yanına, hemen hemen hergün yeni P’ler eklendi ve günümüzde 29 P’den söz edilmektedir.

Bilindiği gibi, pazara sunulan veya sunulacak olan ürün veya hizmetin, pazarda başarılı olabilmesi için, yukarıda belirtilen kavramların üretici tarafından dikkate alınması ve buna göre şekillenmesi gerektmektedir. P’ler işin üretim ve ürün tarafını oluşturmaktadır.

Devam »



Halkla ilişkilerin geleceği

Yard. Doç. Dr. Ferah Onat Yaşar Üniversitesi Öğretim Görevlisi Sonbaharın yapraklarını yeni dökmeye başladığı İngiltere’de halkla ilişkilerle dolu keyifli üç günün özeti: EUPRERA, Avrupa Halkla İlişkiler Araştırmaları Birliği tarafından 8-10 Eylül tarihleri arasında İngiltere’de Leeds Metropolitan Üniversitesi’nde düzenlenen Euprera Annual Congress 2011’deki ana tema Türbülans Zamanında Halkla İlişkiler idi. 2008 ekonomik kriziyle eş zamanlı gelişen [...]

Devam »



Yeşil pazarlama

Yrd. Doç. Dr. Uğur Batı Yeni Yüzyıl Üniversitesi Öğretim Üyesiİsveçli otomobil firması Volvo, 1996 yılından itibaren Japon tüketicilere otomobillerini, üretim ve kullanım aşamasındaki çevresel etkileri ve her bir modelin geri dönüştürülebilme nitelikleri hakkında promosyon mesajları vererek pazarlamaya başladı. Çevreye ilişkin bu hassas mesaj stratejisi sayesinde Volvo, Japonya’daki pazar payını %17 arttırarak 20.500 adet/yıl’dan 24.000 adet/yıl’a [...]

Devam »



Y kuşağı marka işveren istiyor

Gülay Akçakoca İzmir Ekonomi Üniversitesi Öğretim Görevlisiİş dünyası kendine has özellikleriyle tabir yerindeyse şahsına münhasır, gelmiş geçmiş en ilginç nesille karşı karşıya: “Y Kuşağı!” Son dönemlerde nereye giderseniz gidin, kiminle konuşursanız konuşun, herkesin dilinde bu kuşak. Kimi yerden yere vurup şikayet ediyor, kimi de göklere çıkartıp övüyor. Sosyal bilimciler tarafından 1981 – 2000 yılları arasında [...]

Devam »



Sosyal medya ve hukuk

Koray Kocabaş Sosyal İş Zekası UzmanıSosyal medya uzmanlığının, bilgi düzeyinden çok daha farklı kriterlerle meydana geldiği ve bölünerek çoğaldığı günümüzde, girişimci unvanı olan kişilerin sayısında da hızlı bir artış gözlenmektedir. Özellikle bazı oturumlar ve panellerde sürekli benzersiz, yeni fikirlerin (!) havada uçuştuğu (2010 yılında kurulmuş firmaları araştırdığımda Crunchbase 286 sayfa sonuç çıkardı.) bu sohbetlerde gördüğüm [...]

Devam »