http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

GENNARATION
GENNARATION
09 Ocak 2012
0 Yorum

PAYLAŞ

Linkedin neden değerli ya da neden değersiz?



Koray Kocabaş
Sosyal İş Zekası Uzmanı
Mayıs 2003’te kurulan LinkedIn, Facebook ve Twitter gibi popüler sosyal medya platformlarına göre çok daha farklı bir konumlandırmaya sahip olmasına rağmen Amerikan borsasında (NASDAQ http://www. google.com/finance?q= NYSE%3ALNKD) işlem gören ilk sosyal medya şirketi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendi hayatımdaki kullanım sürelerimi baz aldığımda Twitter’dan sonra en çok kullandığım ikinci web sayfasıdır. Kariyer ve iş odaklı olan LinkedIn, doğal olarak çalışanları hedef almaktadır. Aslında değerlemesi bakımından belki de ileriki senelerde çok daha fazla değerlendirilecek olan bu platform ile ilgili olası sıkıntıları belirtmeden önce birkaç istatistik paylaşalım.

Kuruculuğunu Reid Hoffman’ın yaptığı LinkedIn’de 1000’in üzerinde çalışan bulunmaktadır. Şirketin CEO’luk görevini Jeff Weiner yürütmektedir. Şu anda 9.3 milyar $’lık bir değerlemeye sahip platformun 119 milyondan fazla üyesi bulunmaktadır. 1 milyonuncu aboneye ise Eylül 2004’te ulaşmıştır. 2010 yılında platform üzerinde tam 2 milyar kişi araması yapılmış olup, üyelerinin %80’i 24 yaşından büyük, çalışan insanlardan oluşmaktadır. %58.5’ini erkeklerin oluşturduğu siteye her saniyede 1 yeni kullanıcı eklenmektedir. Kıtasal bazda baktığımızda ise Kuzey Amerika, toplam üyelerin %47.2’sini oluşturmaktadır. Avrupa ise %22.8 ile ikinci sıradadır. Fakat, ülke bazında baktığımızda Amerika’dan sonra en çok kullanan ülkeler sırasıyla Hindistan, İngiltere, Kanada, Brezilya ve Hollanda olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sektör bazında incelendiğinde ise teknoloji odaklı şirketler en yüksek payı kapıyor (%16). Sonrasında ise finans, üretim, sağlık gibi sektörler geliyor. Fortune 100 listesindeki 69 şirketin burada bir hesabı bulunmakta.

Türkiye’de 970.814 kullanıcı var ve 19.328 kişi direktör unvanına sahip.

Sektörel gruplar, “skills” seçeneğinin eklenmesi ve daha birçok yenilik ile daha fazla kullanımı amaçlayan LinkedIn, Twitter ve Facebook gibi durum güncellemeleri tarzındaki özelliği ile aslında son kullanıcılar tarafından hoşnutsuz karşılanabiliyor. Şirket ve eğitim bilgilerinin paylaşılması ile daha ciddi bir duruşa sahip platformda durum güncellemelerinin alakasız durduğunu düşünen kullanıcıların sayısı hiç azımsanacak boyutta değil.

Öte yandan, her düzeyde çalışana erişim açısından aktif olarak kullanılan platform, gruplarda bireylerin ürettikleri içeriklerle düzenli takip edilesi bir site olma özelliğini yeni yeni kazanmaya başladı. Sitenin, özellikle “skills” seçeneği ile birlikte daha aktif kullanılacağını düşünüyorum.

Platformun istatistikleri son derece güzel. Finansal durumuna baktığınızda borsaya açılmış ilk platform gibi parametreler ciddi etkileyici olabiliyor. Fakat LinkedIn’de esasen bir sıkıntı göze çarpıyor. Platform ilk kurulduğunda her şeyin son kullanıcıya bırakılmış olmasının yanında “textbox” odaklı olmasından dolayı aslında LinkedIn’i değerli kılacak olan veriler ile ilgili son derece ciddi sıkıntılar mevcut. Son kullanıcı, profilini oluştururken karşısına çıkan textbox’a (“auto complete” özelliği sonradan eklenmişti) istediği her şeyi yazabiliyor. Dolayısıyla, bu veriler veritabanına kaydedildiğinde ve üzerinde araştırma yapıldığında belli bir hata payına sahip analizler elde ediyoruz.

LinkedIn’in sıkıntısı aslında tam olarak veri kirliliği. Aynı sorun, aslına bakarsanız Facebook’ta da var. Fakat, Facebook sağlıklı verilerin oranının yüksek olmasından (demografik) ve diğer sayısız fonksiyonundan ötürü bu alanda çok fazla sıkıntı yaşamıyor. Eğer bir gün kullanıcıların “beğen” butonuna basma verileri ciddi analize tabi tutulursa orada da sıkıntılarla karşılaşılacaktır. LinkedIn’de ise bu durum daha farklı. Çünkü, esas gücü olan alanlarda ciddi bir veri kirliliği var. Nedir bu alanlar, derseniz karşımıza ilk çıkanlar okul isimleri, şirket isimleri ve elbette unvanlar. Unvanların bir standardının olmaması olağan bir durum; fakat kişisel yorumuma göre Türkiye’de çok üst seviyelerde bir unvan merakı bulunmaktadır. Az sonra örneklerle bunu detaylandıracağız; fakat açıkçası, orta seviye çalışandan çok “manager”, “director”, “CEO” unvanına sahip kişilerle karşılaşıyoruz. CEO’nun açılımını dahi yapamayacak kullanıcılar bu unvanı sahiplenmiş durumdalar. CEO, ilk başta yönetim kuruluna karşı sorumludur. Sonrasında hissedarlar, çalışanlar, müşteriler, bankalar şeklinde bu sıralama uzar gider. Maalesef ülkemizde, altında çalışan olmayıp 3 kişilik şirket kurup CEO unvanına sahip şahıslar bulunmaktadır (?) (Diğer iki kişinin unvanı ise CTO ve CFO).

Şimdi bu veri kirliliğine ilişkin birkaç örnek daha verelim. Yaklaşık 3000 kişi üzerinde yapmış olduğum bu çalışmada ilk etapta liseleri kıyaslayalım. Türkçe harf içeren Kabataş Anadolu Lisesi ile hiç Türkçe harf içermeyen Galatasaray Lisesi örnek liselerim olsun. Kullanıcıların girmiş oldukları bilgiler aşağıdaki gibidir.

Üniversiteler için durum çok daha karmaşık bir hale gelebiliyor. BOUN, İTÜ, METU, ODTÜ gibi kısaltmaların yanı sıra kullanıcıların bir kısmı LinkedIn’de onunla ilgili bir alan olmasına rağmen bitiriş yıllarını, ismin olduğu yere yazıyorlar. 2007 Yıldız Teknik Üniversitesi gibi. Aşağıda Boğaziçi Üniversitesi’ne ilişkin bir örneklem bulunmaktadır.

LinkedIn’de eğitim derecesi alanı tamamen son kullanıcıya kalmış bir textbox. Dolayısıyla, her kullanıcı aklına ne gelirse onu yazıyor. Kimisi GPA değerini, kimisi eğitim tipi (Msc gibi), kimisi fakültesini… Burada inanılmaz boyutta bir veri kirliliği var.

Aşağıda göreceğiniz, aslında Türkiye’de bulunan tek bir şirkettir. Fakat, her kullanıcı aklına geleni yazdığı için bu şekilde bir farklılık oluşmuştur. Bunlar standardize veri (tekilleştirilmiş, doğrulanmış) olmadığı için raporlamada ve analizde sanki farklıymış gibi karşımıza çıkacaktır. Çözümü var mı? Aslında çok kolay bir çözümü olabilir. LinkedIn, şirketler bazında farklı bir yapılanmaya giderse bu sorunu çözebilir. Aşağıdaki örnekte bu kadar farklı şirketin olmasının nedeni sürekli bir satın almaya gidilmesi, şirket birleşmesi veya hisse değişiminden kaynaklanmaktadır. Fakat, marka bazında verilecek yetki ile aslında tüm bu şirketlerin tek bir şirket olduğu sağlaması yine son kullanıcıya bırakılabilir.

Unvan kısmı ise tüm bunlardan farklı olarak başlı başına bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Üç kişilik şirketin CEO’su olamaz mı, diye karşı çıkabilirsiniz. Fakat tek bir yazarı olan bir web sayfasının CEO’su olması ne derece mantıklı geliyor size? Bu araştırma grubundaki 63 kişinin unvanı CEO.

Yukarıda yazmadığım daha çok alan var. Bunlardan ilki, üniversitelerin bölümleri. Ne yazık ki yüksek lisans yapmış kişiler dahi üniversitelerinin bölümlerini doğru yazamayabiliyor. Bu sıkıntının olmadığı bir yer var mı? Evet var. LinkedIn’in geçtiğimiz günlerde yayına aldığı “skills” bölümünde böyle bir sorun bulunmamaktadır. Şirketler ve üniversitelerin (onları da şirket olarak kabul edebiliriz) kendi sayfaları olursa ve bunlar sadece çalışan sayısı ve adres girmenin çok daha ötesinde fonksiyonlarla zenginleştirilirse bu veriler büyük çoğunlukla temizlenebilir. LinkedIn bunu yapmak isterse benzerlik algoritmalarını kullanarak bir gün tüm gereksiz verileri temizleyebilir.

Peki bu neden gerekli? Aslında tek nedeni var. Facebook’un bu kadar öne çıkmasının ve değerli olmasının sebebi nedir? Doğruluk derecesi yüksek demografik bilgiler ışığında kullanıcı hedeflemesinin çok yüksek olması. Reklamcılık tarihinin her daim sıkıntısı olan hedef kitleye ulaşma, belki de en net Facebook üzerinden başarılabiliyor. Aslına bakarsanız LinkedIn’de de benzer bir reklam yayımlama söz konusu.

Öte yandan, bir gün (hatta o gün yaklaştı) şirketlerin derdi iletişim grupları oluşturmak ve “like” edilmenin çok daha ötesine çıkacak. Firmalar daha ciddi bütçeler ayırdıkça sosyal medya platformlarını daha çok sorgulamaya başlayacaklar. Sadece “like” almak veya takipçi sayılarını arttırmanın ötesine geçip gerçek hedef kitleye ulaşmak isteyecekler. BMW sadece Facebook’ta bir sayfa açarak ve başka hiçbir şey yapmayarak milyonlarca kişiye ulaşabilir. Peki, satın alma ihtimali olan kişilere erişim için ne yapmalı? LinkedIn’i değerli kılacak kısım da burası olacaktır. Ancak, öncesinde bu veri kirliliği sorununu aşması gerekecek.

DİĞER GENNARATION YAZILARI

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol