Oysa ben bir nedeni yok sanıyordum
Bugün ortada “hiçbir neden” yokken, eşime abartılı bir çiçek göndereyim istedim. Aslında bilirsiniz hiç neden yokken böyle hissetmez elbette insan. Ama ben o çok bildik nedenleri kastediyorum. Hani şu pazarlama gerekçesi olarak sıkça hayatımıza konu yaptığımız güzellikleri (Kadınlar günü, Sevgililer günü, Anneler günü, Babalar günü vb.)…
Akademide tasarım okurken bana hayatımı değiştiren bursu veren hocam, bölüm başkanımız Terri L. Shumate’in The Design Philosophy adlı kitabının önsözünde “Annenize durup dururken kocaman bir kahkaha tasarlamak istemez misiniz?” sorusuna denk düşen bir duygu ile aklıma gelmişti.
Tabii tesadüf de değildi aklıma gelişi bu isteğin.
O sırada bir arkadaşıma, aslında kusursuz bir cinayet tasarlamakla, kocaman bir kahkahayı tasarlamanın ya da göz kamaştırıcı bir otomobilin tasarımının temel prensiplerinin aynı olduğunu anlatıyordum. Elbette kaynak hocam sayın Shumate idi. Sonra o önsöz aklıma geldi, Shumate’in peşine takılmama neden olan. Ve ardından eşim Aylin’e hiç neden yokken abartılı bir çiçek göndererek onu mutlu etme isteği… (Herkes çiçek sever ancak o gerçekten çiçekleri çok ama çok sever.).
Abi, yenge ne şanslı; sık sık yapıyosun bunu umarım!
Ben de her klasik evli erkek gibi bu konudaki beceriksizliğimi itiraf ettim arkadaşıma, onun anlayışına güvenerek. “E, insan aslında istiyor tabii ama, terzi kendi söküğünü dikemez; sevdiklerimize sevdikleri şeyleri tasarlamakta biz tasarımcılar da beceriksiz olabiliyoruz.” falan filan gibi.
Arkadaşım telaşla atladı: “Hemen geri al abi o çiçek siparişini! Ne yapıyorsun?”.
“Şimdi yengeyi gereksiz yere mutsuz edecen.”
Anlamaya çalışan gözlerle ben ona bakarken o devam etti:
“Uğur Abi bak; sen eşine sık sık çiçek gönderen adamlardan değilsin, şimdi ona bir orkide göndercen, yenge bi sevinecek bi sevinecek, sonra karşı masadaki kadın arkadaşı gözlüklerinin üzerinden hafif şaşkın, hafif kıskanan, şüpheci ve soran gözlerle ablaya bakacak. Aylin Abla diyecek ki: Eşimden. Sonra arkadaşı hafif alaycı bir gülümsemeyle dudak kıvıracak. Ablamın içine düşecek bir ateş, başlayacak sormaya: Niye şimdi?”
Çünkü hepimiz gazetelerin magazin eklerinde ya da internetin bilmem ne kadar bin sayfasında yer alan ’eşiniz bunları yapıyorsa aman dikkat’ metinlerini ezbere biliyoruz.
“Ablamın içine düşecek bir kurt. O zaman gönderme abi bu çiçeği, gel beni dinle.”
Kusursuz cinayet tasarlamak, yok eksiksiz iletişim tasarımları ya da sevdiklerimize mutluluklar tasarlamakla ile ilgili ahkamlar keserken ben, birden paniğe kapılmış buldum kendimi. Nasıl atlamıştım bu basit, küçük, aslında pek de kabullenmediğimiz önyargıların üzerimizdeki “acaba” etkisini?
Bir telaş, çiçek siparişini iptal edip farklı, internet sitelerinde ve gazete köşelerinde herkese akıl veren çok bilmiş akıl hocalarının aklının ermeyeceği özen ve incelikte sürprizler tasarlama işine kalkıştım.
O arada bu diyalogların cereyan ettiği şehrin yoğun trafiğinde geçen yolculuk sona ermiş ve iş yerime, odama gelmiştim.
Masamın üzerinde kocaman gül dolu bir sepet.
Asistanım, “Uğur Bey, Aylin Hanım kendisi getirdi bu çiçekleri.”
Üzerindeki o güzel mektubun sonunda; “… birkaç on yılı daha seninle beraber yaşamak istiyorum.” diye yazıyordu.
Oysa ben bir neden yok sanıyordum, meğer bizim onuncu tanışma yıldönümümüzmüş.


2 Yorum
06 Ekim 2010 12:41
V. Tolga HANCI @http://twitter.com/vetolhan
Ne güzel olmuş bu yazı… Başlığı çağırıyor, merak ettiriyor veeee… Grande Finale.
Ailenle birlikte nice mutlu ve sağlıklı 10 yıllara Uğur’cuğum.
Sevgilerimle.
11 Kasım 2010 12:00
Yusuf BAYALAN
uğur bey öncelikle güzel bir yazı. galiba her zaman bir sebep vardır, özellikle bazıları için…
Yorumunuz gönderiliyor...
Yorum yazın