http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

A. SELİM TUNCER
A. SELİM TUNCER
24 Temmuz 2011
0 Yorum

PAYLAŞ

“Yeşile anlam vermeden sarıya anlam vermek güçtür”


“Dünyada renk yoktur; renk, sadece bakanın gözünde ve beyninde oluşur. Nesneler ışığın farklı dalga boylarını yansıtırlar; ancak bu ışık dalgalarının rengi yoktur.” diyor Daniel C. Dennett.

Fiziğin ve insan algısının temel konularından biridir bu… Neden bir portakal turuncudur? Veya bir domates neden kırmızıdır? Bu nesneler geçirgen olmadıkları için ışığı yansıtırlar. Onlarda gördüğümüz renk, yansıyan ışığın türüne göre değişir.

Portakalın molekül yapısıyla domatesinki birbirinden farklı olduğu için farklı renkler yansıtırlar. Işık, portakala çarptığı zaman, molekül özelliği nedeniyle portakal, yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi turuncu dışındaki tüm renkleri emer, turuncuyu ise yansıtır. Domates ise kırmızı dışındaki tüm renkleri yutarak yalnızca kırmızıyı dışarı yansıtır.

Öyleyse nesnenin gerçek renginin ışıktan emdiği dalga boyu, onda olmayan tek rengin ise yansıttığı renk olduğunu söyleyebilir miyiz? Yani bu durumda belki de portakalın gerçek rengi mavidir. Aslında deniz mavi, çimen yeşil, ayva sarı, gül de kırmızı olmadığı için bize o renklerde görünürler ve kendi “gerçek” renklerini kendilerine saklarlar.

Böyle midir acaba?

* * *

Genelde yazılarımda temaya bağlı kalmamakla birlikte, arkadaşlar gazetemizin bu sayısının ana temasının renk olduğunu söyleyince Dücane Cündioğlu’nun geçen yıl okuduğum “Bir rengin günahı” başlıklı yazısı geldi aklıma… Aklımda kaldığına göre o yazıyı önemsemiş olmalıyım. Aradım ve buldum. Bu ay köşemi bu yazıya tahsis etmek istiyorum. Yer sorunu nedeniyle birkaç paragrafını çıkararak…

Buyurun:

- “Yeşile çalan kükürdün renginde hoşa gitmeyen bir şey vardır.”

(So hat die Farbe des Schwelfs, die ins Grüne fällt, etwas Unangenehmes.)

Goethe’nin bu kâhince tesbitinin hakkını verebilmek için kükürdün o sevimli sarı rengini hatırda tutmak gerekir öncelikle.

Yeşile çalan, yani kirlenen sarının hikâyesi dramatik değil, trajiktir.

Hem güneşin hem altının rengi olan o soylu sarıyı soysuzlaştıran tek şey yavaşça kirlenmesidir. Yeşile çalması, küflenmesi, sonra da kararması…

Biraz kirlenmeye görsün günaha bulanmış gibi kabul edilir sarı.

Bütün heybetini kaybeder.

Asaletini.

* * *

Sarı ve günah.

Bir renk ve bir eylem.

İkisinin arasındaki bağlantının farkında mıdır acaba idrakimiz?

Sarının ve günahın…

Daha açıkçası günahkâr sarının…

Nitekim sarı rengin doğasında uğursuz bir şeylerin olup olmadığından kuşkulanır Sergei Eisenstein.

Ve Frederic Portal’ın 1857 tarihli kitabına müracaat eder: “Eskiçağ’da, Ortaçağ’da ve Yeniçağ’da Simgesel Renkler Üzerine”.

Yazar, sarı rengin tarihinde kalleşliği, ihaneti ve günahı görür.

Karşıtları birleştiren renktir sarı. Hem sadakatin hem ihanetin rengidir bu yüzden. Altın ve sarı. Güneş ve sarı.

Ne garip değil mi, nikâhın da, zinanın da rengi sarıdır.

Sarının simgesel anlamlarının Hristiyan kültürünce belirlendiğine işaret eder, Havelock Ellis.

Hristiyanlık, sarıyı hasedin rengi hâline getirir. Kıskançlığın ve çekememezliğin…

* * *

İsa’ya ihanet eden Judas’ın rengi sarıydı meselâ.

Bu nedenle Batı toplumlarında Yahudiler hep sarı giymek zorunda bırakılmışlardı.

Kapıları bile sarıya boyanırdı. Haçları da mumları da sarı renkliydi.

Naziler de Yahudileri sarı renkli Davud Yıldızı’yla dolaşmaya zorlamışlardı.

Yunanlı ve Romalı fahişelerin giyimlerinden ilhamını alan Hristiyanlık ister istemez sarıyı şehvetin alâmeti olarak tanımlamıştı. Şehvetin, yani zinanın.

Bir de muhtemelen altının.

Altın, güç ve iktidarın simgesi. Acının, zulmün, ihanetin…

Rengi de öyle.

Tıpkı “Sarı Sendika”cılar gibi, güçle ihanet birleşir sarıda. Güneşin ve altının renginde.

Paris argosunda “Sa femme le peignet en jaune de la tête aux pieds” denilmesinin nedeni bayağı derinlere iner: “Karısı onu (kocasını) baştan ayağı sarıya boyuyordu.”, yani boynuzluyordu.

Sarı Balo (Un bal jaune) bile gerçekte “boynuzlu erkekler balosu” anlamına geliyordu.

İngiliz argosunda durum farklı mıydı sanki?

Değildi, zira “to wear yellow hose/stockings” (sarı don/çorap giymek) kısaca ‘boynuzlanmak’ demekti.

* * *

Ortaçağ İspanyasında cellatların resmi elbiseleri ne renkti? İki renkliydi: sarı ve kırmızı. İlki ihanetin simgesiydi, ikincisi ise cezasının…

Yasak ilişkiden söz açılır da Adem-Havva kıssasının en önemli motifi yasak meyve unutulur mu? Bazı ,Yahudi âlimlerin yasak meyvenin limon olduğunu iddia etmeleri boşuna değildi. Elma veya portakalın tatlılığına karşın limonun ekşiliği…

İslâmî kaynaklarda yasak yiyeceğin arpa veya buğday olduğuna dair kayıtlar da vardır.

Yasağın rengi hep sarı.

* * *

Sarının ışığa en yakın renk olduğunu söyleyen Goethe, yine de bu rengin arı ve parlak tonlarının hoşa gittiğine ve fakat kirlendiğinde son derece kötü etki yaptığına işaret etmekten kendini alamaz.

- “Sarı renk, donuk ve pürüzlü yüzeylere verildiğinde -örneğin sıradan kumaşa, keçeye, vb.- bunların üzerinde tüm canlılığıyla görünmez ve bu durumda sözü geçen kötü etki hemen kendini belli eder. Ufacık, belli belirsiz bir değişiklikle alevin ve altının güzel izlenimi ‘pis’ vurgusundan kurtulamayacak bir şeye dönüşür; saygın ve soylu renk, böylece alçaklık ve iğrençliğe çevrilir. Belki de iflas edenlerin giydikleri sarı şapkaların ve Yahudilerin cübbelerindeki sarı çemberlerin kökeni bu izlenimden ileri gelse gerek…”

Kur’an’da kullanılan sarı-yeşil bağıntısını hatırlamasını bekleyemeyiz, Alman şairden.

Yaşamın rengidir yeşil, çöle inat. Çöl ise kurumanın, çürümenin, hiçliğin rengi. Bitkiler canlılığını yitirdiklerinde sararırlar. Ölürler.

Sarı hayra alâmet değildir bu yüzden. Canın çekilişi, korkununsa gelişidir.

* * *

Sesler ile renkler arasındaki bağıntıyı büyük tutkuyla inceleyen Rus yönetmen Eisenstein’ın şu uyarısı meseleyi ne farklı bir mecraya kaydırıyor, değil mi?

- “Sarı renge yüklediğimiz özelliklerin çoğu, izgede onun hemen komşusu olan yeşil renkten türemektedir.”

Yeşile anlam vermeden sarıya anlam vermek güçtür.

DİĞER A. SELİM TUNCER YAZILARI

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol