http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

BAŞAR KURT
BAŞAR KURT
16 Mart 2010
1 Yorum

PAYLAŞ

Ağda örümcek ya da böcek olmak…


İnternet… Tartışmasız yüzyılın en büyük buluşu… Kendini sürekli güncelleyen, dünyanın en kalın ve en ucuz kitabı… Tüm dünyayı birbirine bağlayan, uzakları yakınlaştıran, hayatı kolaylaştıran muhteşem bir icat… Bilgiye ve ilgiye ulaşmanın en kolay yolu… İnternetin hayatımıza kazandırdıklarını hepimiz biliyoruz. Peki kaybettirdiklerinin farkında mıyız?

Mesela çocuklar kayboldu sokaklardan… İnternet kafede ‘Knight Online’ oynadıklarından olabilir mi acaba? Heyecanımız da kayboldu sanki biraz. Önceden Milli Piyango sonuçlarını öğrenmek istediğimizde bayiden sıralı listeyi alırdık. Büyük ikramiyeden başlayarak gitgide azalan her hanedeki rakamları biletimizdekiyle karşılaştırmanın heyecanı dakikalarca sürerdi. Haneler azalıp amortiye doğru ilerledikçe heyecanımız da biraz azalırdı ama olsun. Şimdi sadece birkaç saniye sürüyor.

Önceden bir dostumuzla sohbet ederken hatırlayamadığımız ya da merak ettiğimiz bir konu olduğunda dakikalarca tartışırdık. Şimdi Google’a yazıp, ‘Enter’a basıyoruz. Vizyona girmesini heyecanla beklediğimiz bir filmi haftalarca merak edip, ilk günü arkadaşlarımızla –şimdi kimseler gitmediği için kapanan– Alkazar Sineması’nın önünde buluşurduk. Şimdi sadece Youtube’a filmin adını yazıyoruz. Ama filmi mutlaka görmeleri gerektiğini de Facebook’tan tüm arkadaşlarımızla paylaşıyoruz.

Aslen yalnızlıktan enerji alıyor galiba sanal iletişim. Birleştirirken aynı zamanda ayırıyor. İnsanları hayatımıza tek bir tuşla dahil edip, tek bir tuşla siliyoruz artık. İki nokta ve bir parantezle seviniyor, üzülüyoruz. Eskiden önce tanışır, sonra birbirimizi tanırdık. Şimdi önce birbirimizi tanıyor, sonra tanışıyoruz. Bir de hep yorum yapıyoruz galiba artık. Ne olmamalı hakkında saatlerce konuşabilirken, ne olmalı konusunda pek öneri geliştiremiyoruz. Yeni bir fikir üretmiyor, başkalarının fikirlerini eleştiriyoruz genellikle. Televizyonda da Erman Hoca ekolü hakem yorum programlarından sonra, son zamanlarda ‘Popstar’, ‘Yemekteyiz’ gibi eleştiriden ‘rating’ alan programlar çoğaldı. Sadece yorumcu olmamızda, fikirleri ‘copy’i ‘paste’leyerek üretmemizde internetin de bir payı var mı acaba?

Sanata verilen değer de azaldı… En son hangi müzik albümünü alıp baştan sona dinledik? Yoksa bir şarkıyı mı diye sormalıydım… Kolay ulaşılan her şeyin değeri azalıyor. İnsanın aklına ileride sadece resim, heykel gibi orijinalin önemli olduğu sanat dallarının kalacağı ihtimalini getiriyor. Bu gerçekten korkutucu bir ihtimal!

Evet internet bazen beni gerçekten korkutuyor. Sanal insanlar, gerçek yüzlerini gösterebilme cesareti buluyorlar internette. Gerçek hayatta yapamadıklarını, söyleyemediklerini burada söylüyorlar. Çünkü bu sanal dünyada insanların gözlerinin içine bakmaya gerek yok. Gözünüzün üzerine bir yumruk yeme ihtimaliniz de… ‘Offline’ olup ya da kimlik değiştirerek kaçabilirsiniz oradan.

Ayıplarımızı, kusurlarımızı sanal kimlikler vererek saklıyor internet. Sanal ve gerçek kimlikler, sitelere ve bloglar arasına sıkışan bir hayat insanda kişilik bölünmesine, hatta insanın bambaşka birine dönüşmesine bile neden olabilir. Acaba kişiliğimizi de mi kaybettiriyor internet? Uzakları yakınlaştırırken, yakınları da uzaklaştırıyor mu acaba? Sosyalleştirirken aynı zamanda asosyalleştiriyor mu? Bilgilendirirken yanıltıyor mu? Özgürleştirirken bir taraftan da köleleştiriyor mu?

Bu soruların cevabı interneti hayatımıza, hayatımızı internete ne kadar soktuğumuza bağlı. Bu global ağda dolaşıp besleniyor muyuz? Yoksa dolanıp hapsoluyor muyuz?

 

DİĞER BAŞAR KURT YAZILARI

1 Yorum

17 Mart 2010 23:11

Zuhal ALTAY

Düşüncenize sağlık…

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol