http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

FATOŞ KARAHASAN
FATOŞ KARAHASAN
17 Mart 2010
0 Yorum

PAYLAŞ

“benimusulistanbul”: Anadolu Yakası


İstanbul’un çıldırtıcı trafiğinde ömrümüz geçerken, bir deniz kentinde yaşadığımızı unutuyoruz çoğu kez. Benim için İstanbul’daki yaşamın kalbinde deniz vardır. Lodos eser, başım ağrır. Karayel iliklerime işleyen soğukları getirir. Yağmurdan sonra güneş açıp, gökyüzünün parlaklığı suya yansıyınca, Yalova’ya kadar Körfez’in silüeti ortaya çıkınca, benim içime de enerji dolar.

Boğaz’da her mevsim başka güzeldir. Bahar, laleler, leylaklar ve erguvanlarla gelir. Yazla birlikte, kıyılarda bir bayram havası eser. Yaz akşamlarının tadına doyum olmaz. Geceler uzadıkça uzar. Palamut sonbaharı başlatır, okulları açar. Lüferse kışın habercisidir, evlere kapanma zamanı gelmiştir. Günler kısalır, su grileşir.

İstanbul’un denizi insanın içine işler. Bu yüzden, Boğaz’a, Marmara’ya alışmış gözler, dünyanın neresine giderse gitsin, karşı kıyıda ışık görmek ister. Her kentte İstanbul’dan bir parça bulmaya çalışır. Dönüp dolaşıp yine İstanbul’u özler.

Ben İstanbul’suz kalamayanlardanım. Suya yakın olmak, denizin rüzgarını, kokusunu hissetmek ruhuma iyi geliyor. Fırsat buldukça, mümkün olduğunca arabalardan uzak su gezileri yapıyorum. Bazen Boğaz’da yürürken, İstinye’den motorla karşıya geçip geri dönüyor, sonra tekrar yoluma devam ediyorum. Köprü’yü geçmem gerektiğinde, mümkün olduğunca Üsküdar-Beşiktaş yolunu tercih ediyorum.

Gennaration’un geçen sayısında yazdığım “benimusul-istanbultarifleri”mi okuyan dostlardan, Anadolu Yakası’na hiç değinmediğim sitemi gelmişti. Bu yüzden, bu ayki yazıyı karşı yakaya ayırdım. Bu tariflerin tümünde yolculuklar “su-bazlı”. Mümkün olduğunca, arabalardan uzak, yürüyerek veya deniz yoluyla yapılan geziler bunlar. Hoşunuza gider, aklınıza yatarsa, çiçekler açarken, bu tarifleri uygulayın derim. Başlamadan önce ihtiyacınız olan tek şeyse, Şehir Hatları vapur tarifesini incelemek. [bit.ly/6fUA1e]

BİRİNCİ GÜN
İDO’nun nostaljik Boğaz turu. Daha önce denememiş veya isteyip vakit ayırmamışsanız, bu bahar Anadolu Kavağı’na kadar bir Boğaz turu yapmanızı öneririm. Eminönü, Beşiktaş, Kanlıca, Yeniköy, Sarıyer, Rumeli Kavağı duraklarından binebilir ve bu duraklardan herhangi birinde inebilirsiniz. Yolculuk 10.30’da Eminönü’nde başlıyor, 16.30’da sona eriyor. Çay, tost, simit, Kanlıca’nın pudra şekerli yoğurdu gibi küçük keyiflerle, Boğaz’ın tadını çıkarmanın en güzel yollarından birisi.

Anadolu Kavağı’nda, vapur yaklaşık 3 saatlik bir mola veriyor. Ben her defasında önce, kaleye kadar çıkıp, oradan Karadeniz’i seyre dalıyorum. Yanımdakiler, yokuşta biraz söylenseler de, manzaranın güzelliği karşısında nefesleri kesilince, çıkıştaki yorgunluğa değdiğini söylüyorlar. Bol oksijen ve hareket iştahı iyice açınca, sahildeki balık lokantalarından birinde, denizin yanında oturup, İstanbul’un çılgın kalabalığından uzak bir öğle yemeği yemek harika bir ödül oluyor tabii ki. ‘Waffle’lar ve dondurmalar için de yer ayırmayı unutmamak gerek.

İKİNCİ GÜN
Üsküdar-Kadıköy-Moda. Avrupa Yakası’ndan vapur veya motorla karşıya geçmek şartıyla gün Üsküdar’da başlar. Her ne kadar Marmaray inşaatı bir kaos yarattıysa da, Üsküdar’daki camiler, türbeler, kentin mistik yüzünün çok güzel bir örneğidir. Öğle yemeği için en iyi seçenek Kanaat Lokantası’dır. [bit.ly/bAwsje] Türk yemeklerinin tadına varılır. Zeytinyağlılar, etliler, tatlıların hepsi tam kıvamındadır.

Yemekten sonra, Kadıköy Çarşısı’na geçilir. Balıkçılar, manavlar ve şarküteri dükkanlarının çevrelediği dar sokakların canlılığı içinde duyular canlanır. Aktarlarda, bitkilerin nasıl her derde derman olduğu dinlenir, kuruyemişler ve kahveler eşliğinde akşamüstüne kadar keyif çatılır. Baylan’da veya Hacı Muhiddin Ali Bekir’de [bit.ly/n135X] eski İstanbul’un tadına varılır. Sonra Moda’ya uzanılır. Artık, yürüyüş saati gelmiştir. Cıvıl cıvıl Moda sahilinde bir gezinti sonrası, sahildeki çay bahçelerinde sohbetler koyulaşır. Akşam yemeği için seçenek boldur. Balık isteyenler için Koço, iyi bir adrestir. Karşıya dönmek için Kadıköy’e inenler, çarşı içindeki Çiya’nın ev yemeklerini veya kebaplarını [bit.ly/bqJu5R] deneyebilirler.

ÜÇÜNCÜ GÜN
Büyükada. Sabah vapuruyla martılarla birlikte keyifle Büyükada’ya gidilir. Sahildeki kahvelerden birisine yerleşilir. Meydandaki fırından tatlı ve tuzlu kurabiyeler, simitler alınır, gazeteler eşliğinde kahvaltı yapılır. Sonra, ya uzun ve güzel bir yürüyüşle, arabasız sokakların tadı çıkarılır; evler, köşkler, bahçelere hayran olunur. Ya da faytonla Ada turu yapılabilir. Uzun tur yapanlar, kendilerini eski Türk filmlerinin karakterleri gibi hisseder, zaman içinde bir yolculuğa çıkabilirler. Kendilerini aktif hissedenlerse, Maden’in sonundaki meydana kadar gidip, Aya Yorgi kilisesinin olduğu tepeye kadar tırmanabilirler. Yokuş gözü korkutsa da, çıkması çok keyiflidir. Yolun her iki yanındaki ağaçlara bağlanmış bez parçalarının yarattığı sürreel etkiler eşliğinde tırmandıktan sonra, tepedeki dinginlik duygusu çok iyi gelir. İniş kolay olduğu için, etrafı seyretmenin tadı tam olarak çıkar. Yürümeye devam etmek isteyenler, sahile kadar devam edebilirler. Yorulanlarsa, aşağıda bekleyen faytonlardan birisine atlayıp, meydana inebilir. (Tepeden bakmaya devam etmek isteyenler için, Aya Yorgi’deki restoranda ızgara-salata eşliğindeki öğle yemeği iyi bir seçenek sunar.)

Yürüyenler veya fayton gezisine çıkanlar, Büyükada sahilindeki balıkçı lokantalarında, İstanbul’a uzaktan bakarak mezeler ve balıklarla günün yorgunluğunu çıkarır. Dönüş öncesi felekten bir gün çalmanın tadına varırlar.

 

DİĞER FATOŞ KARAHASAN YAZILARI

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol