Fatoş Karahasan’dan “benimusulistanbul”
Türkiye hızla değişti. Eski evler, mahalleler yok oldu. Köyler, kentlere yığıldı. Günlük hayatın ritüelleri eskidi. “Bizim usul” alışkanlıklar azaldı. Kendimizi tanımlamakta yardımcı olan nesneler, davranışlar, kalıplar yok oldu. Göçler, çarpık kentleşme ve toplumsal gerginlikler, bizleri küçük dünyalarımıza sığınmaya zorladı. Kendimize kozalar ördük. Güvenli bir sığınma alanı yaratmaya çalıştık.
Ben, hızlı tüketim kültüründen hoşlanmıyorum. Büyük plazaları sevmiyorum. Camları açılabilen, çok yüksek olmayan binalarda yaşamak ve çalışmak istiyorum. Her ne kadar devasa boyutlara ulaşmış olsa da, İstanbul içinde kendime göre seçtiğim bir evren içinde yaşıyorum. Kendi İstanbul’uma âşığım. Camilere, kiliselere, türbelere, müzelere, bir yerlerde gizli kalmış çay bahçelerine, eski meydanlara, ara sokaklara, Boğaz’a, Beyoğlu’na, Sultanahmet’e, Kapalıçarşı’ya, Galata’ya, Haliç kıyısına, Mısır Çarşısı’na, Kadıköy’e, Kireçburnu’ndan Karadeniz’e, Sarayburnu’ndan Kız Kulesi’ne, köprüden Ortaköy’e, her defasında ilk kez görüyormuş gibi hayranlıkla bakıyorum.
Gennaration için yazarken, pazarlamadan, markalardan, trendlerden, reklamlardan veya analizlerden bahsetmek içimden gelmedi. Genna’nın Selva için kullandığı “bizim- usul” tanımını ödünç alarak, Gennaration için “benimusul” İstanbul tariflerimden bir kısmını paylaşmak istedim. Yabancı arkadaşlarımı gezdirirken geliştirdiğim mini programlar bunlar. Gezelim, görelim ve de güzel yemek yiyelim derseniz, İstanbul’un farklı boyutlarını birlikte yaşayabileceğiniz seçeneklerden oluşuyor. Hepsini defalarca denedim. Garantili tarifler yani. İşte “benimusul” 3 günlük İstanbul menüsü.
BİRİNCİ GÜN
I
Birinci gün, Türk usulü kahvaltıyla başlar: Evde ya da otelde. Eşi benzeri yoktur. İnce belli bardaklarda çay, beyaz peynir, taze ekmek veya simit, zeytin, reçel, yumurta, zeytinyağlı ve kekikli domates, salatalık, sucuk ve daha neler neler. Kızarmış bir dilim ekmek üzerine beyaz peynir sürüp, sonra üzerine vişne veya çilek reçeli taneleri koyunca, yabancı arkadaşlarımın gözleri önce faltaşı gibi açılır, sonra deneyince kendileri de pek bayılırlar.
II.
İstanbul’un sıfır noktası, bence Sultanahmet’tir. Sabah ilk iş olarak Ayasofya, Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı gezilir. Öğle yemeği için en iyi seçenek, Topkapı’nın içindeki harika manzaralı ve lezzetli Türk yemekleriyle Konyalı’dır.
III.
Saray gezisi bitince, Türk kahvesi için Four Seasons Otel’e kadar yürünür. Otelin sade güzelliği, zarif bahçesi, resepsiyondaki çiçekleri, mükemmel servisi hayranlık uyandırır. Sonra bölgede aylak aylak dolaşmak, Turing’in yenilediği eski evlerde, köşklerde molalar vermek de iyi gelir.
IV. Beyoğlu’nda 360° veya Richmond Otel’de panoramik bir akşam yemeği güne güzel bir nokta koyar. Geceyi uzatmak isteyenler için, Beyoğlu zaten renkli seçeneklerle doludur.
İKİNCİ GÜN
I.
Kahvaltı sonrasında Kapalıçarşı: Dünyanın en renkli alışveriş merkezi. Usta perakendeciler, kibar satıcılar… Her dükkânda çay içilse de, Fes Café’de mola verilir. Sonra kalabalık, Mahmutpaşa’nın karışık, Anadolulu sokaklarında, sünnet kıyafetleri ve çeyiz dükkânları arasından geçerek Mısır Çarşısı’na gidilir. Baharatların büyülü ortamındaki Pandelli’de yemek yenir. Zeytinyağlılar, dolmalar, salatalar…
II.
Yemekten sonra, Doğu’dan Batı’ya geçme zamanı gelir. Galata’ya gidilir. Kuledibi’ndeki kahvede çaylar… Uzun kuyruklar yoksa Kule’ye çıkılır, İstanbul’a bir kez daha hayran olunur.
III.
Galata’dan Tünel’e geçerken müzik dükkânlarında durulur. Satıcılar müzikten çok iyi anlar. Kimisi saz çalar, kimisi ney. Vakit akar gider. Tünel’de, KV’de kısa bir mola verilir. Ara sokaklarda gezilir. İstiklal’deki kiliseler, dükkânlar, binalar, Çiçek Pasajı ve Balık Pazarı’ndaki canlılık enerji verir.
IV.
Rumeli Caddesi’ndeki Saray’da Türk tatlısı yemeden olmaz. Acıkanlar için börek de iyi seçimdir. Hava soğuksa, salep… Yaz günlerinde İnci’nin profiterolü ve limonatası da pek beğeni toplar.
V.
Akşam yemeği öncesi Nişantaşı’nda buluşulur. Mini bir City’s turu yapılır. Yemek için seçenek çoktur nasıl olsa. Trendy ortam sevenler için Brasserie, the Sofa Hotel veya Vogue, daha genç yerler isteyenlere House Café, Reasürans’taki Aşk Café, Türk yemekleri isteniyorsa dünyanın en iyi lokantalarından birisi, Borsa önerilir.
ÜÇÜNCÜ GÜN
I.
Kahvaltı sonrasında Altın Boynuz, Haliç kıyılarında gezinti başlar. Fener Patrikhanesi, Eyüp Sultan ve civarı gerçekten eşsizdir.
II.
Asitane’nin sakin ortamı öğle yemeği için uygundur. Zeyrek sokaklarında kısa bir yürüyüşten sonra Kariye Müzesi ziyaret edilir. Mozaiklerin güzelliğine bir kez daha hayran olunur.
III.
Modern İstanbul’un örneklerinden Kanyon’a geçilir. Dileyenler alışveriş yapar. Kahve molalarında, bakımlı, şık, havalı Türklere ilgiyle bakılır.
IV.
Akşam yemeği öncesi Boğaz’da arabayla bir gezinti iyi gider. İsteğe göre, Boğaz’da balık yenebilir. Ama süslü yerlerde değil. Bol salata, ızgara lüfer, kalamar, karides… Veya Sabancı Müzesi’ndeki Changa’ya gidilir. Sakin ve zevkli bir ortamda yemek yenir.
V.
Günün sonunda Ortaköy meydanında kısa bir tur, arkada Boğaz Köprüsü manzaralı fotoğraflar çekilir veya Çırağan’da havalı bir final yapılabilir.


7 Yorum
11 Şubat 2010 10:25
Natali Yeşilbahar
Keyifli yazınız için teşekkür ederim. İstanbul aşığı olarak yakın zamanda yazdıklarınızdan oluşan bir programı kendime hediye edeceğim.
11 Şubat 2010 12:02
Gizem Telci
Yazınıza Natali Hanım’ın twitter iletisi yoluyla ulaştım ve keyifle okudum. Rutin bir iş gününde ihtiyacım olan tam da buydu! Teşekkürler…
11 Şubat 2010 12:13
Özlem Ercan
Fatoş Hanım, çok güzel programlar. İstanbul’a geldiğimde ben de birinci güne benzer bir program yapmak istiyordum. Benim istediklerimi çok güzel programlamışsınız. İstanbul’da yaşamayı değil ama Sultanahmet bölgesini gezmeyi çok özlüyorum.
11 Şubat 2010 17:35
Renan Tavukcuoglu
Sevgili Fatoş Hanım,
Mayıs ayında gelecek olan 5 yabancı misafirim için kullanacağım bu progrem işimi ziyadesiyle kolaylaştıracak.
Ne kadar teşekkür etsem az.
Sevgiler,
Renan Tavukçuoğlu
12 Şubat 2010 15:53
sabri
yıllardır istanbulda yaşayan, yaşadıkça bazı güzelliklerini es geçiren benim için çok güzel bir program :) teşekkürler
14 Şubat 2010 21:51
Fuat Böge
Fatoş Hanım,
benim gibi İstanbul hayranı birisi için çok güzel ve özel bir yazı olmuş, emeğinize sağlık, ilaç gibi geldi.
Teşekkürler.
23 Mart 2010 01:21
mustafa
Merhaba,
Herkesin bir gezme usulu var galiba. Buradaki yazılarınız çok hoşuma gitti, takip edeceğim. Yılda ancak, 5-10 gün kalabildiğim İstanbul’u artık buradaki yazılarla daha “net” gezebileceğimi umuyorum.
Teşekkürler, iyi çalışmalar.
Yorumunuz gönderiliyor...
Yorum yazın