http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

GÜVEN BORÇA
GÜVEN BORÇA
13 Ocak 2010
0 Yorum

PAYLAŞ

Çocuk sevgisini İngiliz’den öğrenmek


Küçük kız kardeşim, yıllar önce İngiltere’ye dil okuluna gitmiş ve orada geçimini bir ailenin çocuklarını bakarak sağlamıştı. Üç çocuklu tipik bir orta-üst sınıf İngiliz ailesi, diye anlatırdı: Anne-babanın çocuklarla mesafeli, kuralcı ve tavizsiz ilişki kurduğu bir aile. Sonra bizim de çocuklarımız oldu. Ardından kardeşiminkiler de dünyaya gelince, çok şükür, ailemiz çocuk doldu! Hevesli (ve işleri o zaman oldukça kesat) bir taze baba olarak, konuyla ilgili çokça kitap okudum.

Kardeşimle pedagojik konularda sohbetlerimiz olurdu. Onun söyledikleri ile bizim okuduklarımızı yan yana koyduğumda, çocuk yetiştirmede İngiliz ekolünün disiplin bakımından en uç noktayı temsil ettiğini söyleyebilirim. Karşı uçta da Türkler var. Dünyada çocukları en az şımartanlar, çocuklarla aralarına en çok mesafe koyanlar, onlar üzerinde en çok disiplin uygulayanlar muhtemelen İngilizlerdir. Hatırlayanlar bilir: Eskiden filmlerde disiplinli İngiliz mürebbiyeler olurdu.

Bu ekolü eleştirecek değilim. Sonuçta kültürel, genetik bir tercihtir. İngilizler, bu yolla, özgüveni daha yüksek, kendi başına iş görebilen, bağımsız bireyler yetiştiriyor, bundan sosyal fayda sağlıyorlar. Buna da itirazım olmaz. Çocuk yetiştirme ile ilgili eğilimler ve inançlar zamanla değişiklik de gösterebilir. Örneğin, çocuğun ne pozisyonda yatması gerektiğinden ebeveyn yatağına alınıp alınmama tercihine, beslenme rejiminden ilaç verme konusunda uzlaşıma kadar birçok unsur, bizimkiler büyüyene kadar da çok kere değişmiştir.

Modern tıbbın esas itibarıyla bir istatistik olduğunu bilirseniz, buna hazırlıklı da olursunuz. Birileri yeni bir araştırma yapar ve bildiklerimiz değişir. İşte, eşcinsellerin yüzde bilmem kaçının, çocukluğunda hep fasulye yediği tespit edilirse, “fasulye yiyen erkek çocuklar gay oluyor” diye yorumu patlatır bir bilim adamı, sonra da herkes fasulyeyi keser. Akabinde bir başkası, en maço erkeklerin, çocukluğundan beri acılı kuru fasulye yediğini bulur ve bildiğimize geri döneriz. Tıpta hikâye bitmez velhasıl. Esas doğru olan ise, her hastanın, her vakanın, her çocuğun kendine özgü olduğu ve annelerin en doğruyu yaptığıdır.

İngilizlerinki yanlış da bizimki doğru, diyecek durumda değilim. Ama işe sevgi katma konusunda bir şeyler söylemeye hakkım var. İstisnalar olsa da, Türk tipi çocuk yetiştiriciliği İngiliz ekolüne göre tam karşı uçtadır. Çocuğu en çok pişpişleyip kucağa, sallamaya, yatağa alıştıran, çocuğun ağlamasına en az tahammül gösterenler arasında Türkler başı çekebilir. Çocuğun bir öğün bile aç kalmasına dayanamayıp, yeme konusunda tavizlerle çocuğu şımartan, pusetinde, araba koltuğunda oturtamayan, ilk ağlamada kucağa alan da, aylarca sallayan da bizleriz. Bir İngiliz anneye göre iki kat daha fazla yorulan ve çocuğu aileye daha bağımlı büyüten Türk annesinin bu durumu eleştirilebilir, ama asla sevgi eksikliğinden bahsedilemez. Dünyadaki bütün canlılar çocuklarını sever, kollar, ama Türkler çocukları için deli olur. Ben, dünyada çocuğu bu kadar baş üstünde tutan bir millet görmedim. Dünyanın en gelişmiş tüp bebek merkezleri Türkiye’dedir. Bu ülkede aileler yemez, içmez, çocuk okutur!

Tüm bunları yazma sebebim, İngiliz kraliyet ailesinin “uygunsuz evlilikler” kuşağından Prens Edward’ın eski eşi York düşesi Sarah Ferguson’un (namıdiğer Fergie) Türkiye’de SHÇEK çocuk bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde yaptığı gizli çekimler ve sonrasında yaratmaya çalıştığı vukuat. Olay, 2008 Kasım ayında gerçekleşti. Buralarda peruk takarak yaptığı gizli çekimler infial yarattı.

Ortalama Batılının zihninde, insan hakları sicili bozuk bir Türkiye algısı var. Geceyarısı Ekspresi filminin de katkısıyla, insanın başına her türlü işin gelebileceği, sevgiden yoksun bir ülke resmi hazır. Bu resmin üzerine bir senaryo yazıp ve yönetip, aklınca kendi sicilini temizleyecek Fergie. Siciliyle ilgili detayları yazıp, aynı seviyeden bir cevap vermiş olmayalım. İsteyen internette bulabilir.

Vikipedi’ye “York Düşesi” yerine “Pork Düşesi” olarak girmiş bu skandallar kadınına, belli ki bir iletişim danışmanı akıl vermiş. Kendisini yeniden konumlandırmak ve zihinlerde başka bir şey (ki hâliyle en masumu çocuklar) ile hatırlanmasını salık veren bu “akıllı” kişi, bizim ülkeyi hâlâ Geceyarısı Ekspresi’ndeki karikatürize hukuk adamların yaşadığı bir yer olarak düşünüyor olmalı ki, işin hukuksal boyutunu ıskalamış. Konuyu takibe alan Türk hukukçuları, Sarah Ferguson’un, yargılanmak üzere Türkiye’ye iadesini istedi. İki ülke arasında çok eskiden imzalanmış bir anlaşma mevcut ve bu iade ihtimali sıfır değil. Şu sıralar konu küllenme eğiliminde. Muhtemelen Fergie iade edilmeyecek ve konu kapanacak. Buraya getirip yargılayabilsek çok şık olur ama dert de değil.

Benim itirazım, hayat sicili bozuk bir İngiliz’in bize çocuk sevgisi dersi vermesine ve bunun ülkemiz aydınlarınca hemen kabul görmesinedir. Konuyla ilgili tartışma forumlarındaki hâkim görüş, “Eh kadın haklı, biz adam olmayız” kolaycılığı. Nazlı Ilıcak da Sabah’taki köşesinde, bakan Nimet Çubukçu’ya uyarıda bulunmuş, “Ey bakan, kızmayı bırak da kadına teşekkür et” diye. Benzer birçok vakada kanaat önderlerimiz işi bir “Biz çocuk sevmeyiz” noktasına getiriyor ya, ona hasta oluyorum!

Az gelişmişlikle, köylülükle, eğitimsizlikle ilgili istediğiniz yorumu yapın, ama bu milletin çocuk sevmediğini söylemeyin yahu. Ayıptır, en büyük haksızlıktır. Hiç mi bir parka çıkıp bakmıyorsunuz etrafınıza. Dünyanın bütün ülkelerindeki muhtelif bakım evlerini, özel mekânları, bodrum katlarını filan bir kamera ile izleme ve çocuklara gösterilen sevgisizliği bir ölçme imkânı olsa, eminim, bu lafları edenlerin çoğu utanır. Ama maalesef böyle bir sistem yok ve masallardan Hollywood filmlerine, köşe yazılarından Uğur Dündar haberlerine değişen bir yelpazede üzerimize dalga dalga gelen iletişim faaliyetleri kafalardaki yanlış algıları pekiştiriyor, sonuçta bir İngiliz’den çocuk sevgisi dersi alıyoruz. Yazık!

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol