Düşün kemüğü
Aynı dil kütüğüne kayıtlı kelimelerden oluşan tümceler üzerinden anlaşabiliyor olsa da insanlar, her insanın dilin sunduğu olanakların tamamını kullandığını söyleyemiyoruz. Kelime dağarcığı değil kastım, başka bir şey bu. Bu, dört yüz yıla yakın bir süre önce bahsi açılmış bir şey. Galileo, Dialogo kitabıyla ‘ifadelerin sonsuzluğu’ diye bir kavrama ilham olmuş ve sonra arkası da gelmiş zaten. Her dil sonsuza doğru açılan bir kapı ve teorik olarak her bireyin o evreni kendi ifadesiyle genişletmesi mümkün.
Dilin gelişmesi, ferahlaması, insanların yine de dili dolaşmadan iletişmesi, yine aynı insanların bu olanağın farkında olup tadına varabilmesiyle, hayatı daha incelikli ve daha zekâ yüklü kılmak için irade göstermesiyle mümkün. Bu bir ‘anlayış’ meselesidir denilebilir cinaslı cinaslı.
Gösterenin gösterilenin ardına sakladığı başka bir şeyi göstermesi hadisesidir ‘mecazi anlam’. Anlam bükücü başka şeyler de var mecaz haricinde; adına ironi denir, gönderme denir, kinaye, teşbih, abartı denir, denir de denir. İstiare denmiştir, tekrir denmiştir, aynen kullanılır hâlâ kendilerini tanımlarken. Yapay zekâ yüklenir kelimelere, cümlelere; bir koyup üç almak amaçlanır; anlam başka bir dünyada uyanmış bulur kendisini, kendine gelebilirse. Ancak, yapay zekânın yolun sonunda organik zekâ haline dönüşmesi önemli.
Bunlara örnek teşkil edebilecek öyle ifadeler de olabilir ki, ancak sesle veya bir mimik, bir jestle, bir duruşla, yani vücut dili yardımıyla ve her halükârda kendi bağlamı içinde hayat bulabilir. Yine de insanlar dili dile değdirmekten ne hak yere uzak durmaktalarken, dilin dalına basmaktan ormanı göremez hâldelerken, dili zorlamak boş iş… Öyle mi acaba? İş göreni çok. Anlayan anlıyor. Anlamayanlara anladıkları dilden konuşmak dil çıkaranın işi.
Konu metafor ya, bana bırakırsanız bu yazıyı çok daha zor anlaşılır bir hâle getirmem mümkün. Diyememiş olurum biter. Oysa ben, dili dile değdirmekten bahsetmeye çalışıyordum; teşbihte hata olmaz kanununun ‘ce!’ bendi uyarınca. Bitirdiğim nokta… Budur.
Uğur Batı, Reklamın Dili (Alfa Basım Yayım) kitabının “Reklamlarda Figüratif (Mecazi) Dil Kullanımı” başlığı altında çok güzel bir alıntıya yer vermiş; kitabındaki neredeyse her ana başlık altında hüner ve isabetle yaptığı gibi… Şudur:
“Michael Radford’un yönettiği Postacı (Il Postino) filminde, Nobel edebiyat ödüllü Şilili şair Pablo Neruda ile postacı Mario’nun deniz kıyısında yaptıkları bir konuşma, metaforun ne demek olduğunu ve metafor örneklerini göstermek konusunda güzel bir örnek.
- Metafor ne demek Sayın Neruda?
- Bir şey söylerken, başka bir şeyi ima etmektir sevgili Mario.
- Nasıl yani, Sayın Neruda?
Neruda denizle ilgili bir şiir okur:
‘Burada, adada, ne çok deniz / Her an kendinde doğuyor. / Diyor ki, evet, diyor ki hayır, hayır / Evet diyor maviler içinde, / Köpükler içinde, hızlı hızlı / Diyor ki hayır hayır / Sakin duramıyor hiçbir zaman / Sürekli çarparak bir kayaya, ama başaramayarak onu inandırmaya / Benim adım deniz diyor. / Böylece yedi yeşil diliyle, yedi denizden ona doğru koşuyor / Onu öpücüklere boğuyor, ıslatıyor / Adını yineleyerek göğsünü dövüyor.’
- Bu şiirdeki deniz, hayatın metaforu olarak kullanılmıştır Mario, nasıl buldun şiiri?
- Çok güzeldi Sayın Neruda, sanki içinde tekne salınıyordu.
- Bak sen de metafor yaptın Mario!
- Ne zaman yaptım?
- Şimdi.. ‘tekne salınıyordu içinde’ dedin.
- Tekne bir metafor yani…
- Evet…
- Deniz bir metafor, gökyüzü bir metafor, o zaman tüm dünya, başka bir şeyin metaforu Sayın Neruda…
- Sevgili Mario bu sorunun cevabını denize girip biraz düşünmek istiyorum.”
“(…) Temel olarak dilin sanat (şiirsel) işlevi, dilin bütün biçimlerinde etkilidir. Değişik tasarımlar yaratmayı amaçlayan iletişimin sanat işlevi, etki temeline dayanan estetik işlevi betimlemektedir. Fransız dilbilimci Jean Cohen, sanatsal işlevi meydana getiren dili, ‘özel bir iletişim görevini yerine getirmeye yarayan özel bir dil’ biçiminde tanımlar. Cohen’e göre reklamı da içine katabileceğimiz şiir gibi etki temelli diller, düzyazı formundan ses ya da düşünce özü, varlığı ile değil, dil dizgesinin öğeleri arasında kurduğu özel bağlantı tipiyle ayrılmaktadır. Bu bağlantı iki düzeyde rol oynamaktadır; ses yönünden dize denilen şeyi oluştururken, anlam yönünden retorikçilerin figür dediği şeyi oluşturur. Burada retorik figürlerinin kullanımıyla, dil ve sanatsal işlevin birleşmesi, dilin tüm olanaklarıyla örgütlenmesi anlamını taşımaktadır.”
Düşün kemüğü yok.


Yorumunuz gönderiliyor...
Yorum yazın