Girift ilhamlar bunlar!
Şair reklamcıların ve şiirle yakın bir zihinsel, dilsel ilişki kuran beyinlerin kapitalizmin güzide zanaatı reklam sektöründeki parlak çalışmalara imzalarını atmaları gayet doğal. Geniş bir entelektüel birikimle doğru orantılı seyreder ‘yaratıcılık’ denen o büyülü, zahmetli, sancılı süreç. Edebiyat, siyaset, felsefe, psikoloji, sosyoloji vb. disiplinlerle donanmış zihinlerin kampanya fikirlerini, sloganlarını bulmasına ve hâlâ dilden dile dolaşan, zamana direnen reklam klasiklerini yaratmasına şaşmamak gerekir. Özelde şiirle, genelde de edebiyatla sarmaş dolaş olmak, reklam sektöründe ‘yaratıcı ekip’ içinde yer alanlar için bir zorunluluktur.
(…)
“Elbette, gönüllü bir yakınlık inşa edilebilmişse şiir/edebiyat-reklam bağlamında, ortaya çıkacak işin kalitesi de bundan nasiplenecektir. Nasıl nasiplenmesin ki?! ‘Ayna’ metaforuna olan düşkünlüğüyle bilinen ancak adı meraklı bir avuç şiir tutkunu tarafından dillerde gezen, 1967-2002 yılları arasında yaşamış, hayata küsmüş bir başka müntehir şairin; Hüseyin Alacatlı’nın ‘Karmakarışık bir hayat için / Saçını taramaya değer mi?’ dizelerini, şampuan reklamları için ‘yaratıcı’ esinlemelerin içli bir sıçrama tahtası olarak görmezden gelebilir miyiz?”
Yukarıdaki satırları, MediaCat Kitapları’ndan Ekim 2010’da satışa sunulan “Sözcüklerle Dansedenler”de yer alan, “Şiir Her Şeyi Kapsar” adlı yazımdan aldım.
Epilasyon marifetiyle tüylerini henüz aldırmamışlarda, tüylerin “diken diken” pozisyona geçmesine yol açan bir kelimeden bahsetmek istiyorum: Edebiyat. Ve dahi şiir, tasavvuf… Aman Allah’ım, evlerden ırak!
İstanbul’un cehennemî trafiğine bir nebze olsun nefes aldıran metro istasyonlarında birkaç aydır gözüme bir reklam çalışması takılıp duruyor. “Senior Yazar Mevlânâ Sayıklaması” başlıklı yazımın izdüşümü gibi geliyordu Mudo’nun FTS64 reklamları. Günümüzün “reklam yazarları”na; meselleriyle, hikâyeleriyle insanlığı kuşatıcı-kucaklayıcı yaklaşımıyla ölümsüzler kervanının ön sıralarında yürüyen Mevlânâ’nın çok sağlam uyarıları, önerileri olduğunu göstermeye çalışıp farklı bir bakış açısıyla “okuma” denemesine girişmiştim, büyük mutasavvıfı “Fax, Taxi & Sex”te.
Mesnevî’de “Kardeş, sen ancak o düşünceden ibâretsin. Geri kalan varlığın ise kemik ve deriden başka bir şey değildir. Düşüncen mânevî, varlığın gülse, gül bahçesisin; dikense, külhana layıksın.” sözü, reklamın “body copy”sinde “Düşüncelerin neyse, hayatın da odur”a dönüşüvermiş. Nitelikli bir tasavvufî esinlenme!
Mevlânâ, 1207-1273 yılları arasında yaşamış. Büyük mutasavvıftan 357 yıl sonra dünyamızı şereflendiren William Shakespeare’in Mevlânâ’dan ilham alıp almadığına dair kesin sözler söylemeye mezun değilim. Bakalım ne demiş, 1207’nin 23 Nisan’ında doğduğu ve 1273’ün 23 Nisan’ında öldüğü rivayet edilen Shakespeare: “Düşüncelerin neyse hayatın da odur. Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir.”
FTS ile başladık, yine onunla bitirelim: “Sözü, hitap edilen kişinin algılamasına, anlama kapasitesine göre söylemenin önemi tartışılmaz bir gerçektir. Bunu göz önünde tutmak, sözün hedefine ulaşmasını sağladığı gibi, etki alanını da genişletir. Sözü söylerken, muhatabının algı kapasitesini, eğitim düzeyini hesaba katmayı ihmal etmez. Hedef kitlenin ya da hitap edilecek kişilerin beyinsel kapasitelerini gözetmek iletilecek mesajın içeriğinin eksiksiz alınmasını sağlayacaktır hiç şüphesiz. Mevlânâ da bu gerçeğe dikkat çekerek şunu söyler: ‘Akıllıya bir işaret kâfidir, gâfile ise şerhin faydası yoktur.’”
Girift ilhamlar bunlar!


Yorumunuz gönderiliyor...
Yorum yazın