http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

ÖZGÜR UÇKAN
ÖZGÜR UÇKAN
17 Haziran 2010
20 Yorum

PAYLAŞ

“Google kesintisi” bize ne öğretmeli?


Haziran başında zamanın hızlandığını daha yoğun hissettim. Gerçi biz gündem çılgını bir ülkede yaşıyoruz. Ama Gazze Özgürlük Filosu’na saldıran devlet terörü ve sonrasında küresel oyun tahtasındaki hızlı adımlar, kendimi olayın göbeğinde hissetmeme yol açtı. Bu internet sayesinde oldu. Zihnimin bir yanı sürekli Twitter’dan, Friendfeed’den yayın yaptı, tartıştı, yorumladı, iletti, öfkelendi, heyecanlandı… Tam belli bir durulma yaşıyoruz, yaza girmenin vakti derken, bu sefer de Google olayı patladı! Şu malum skandaldan söz ediyorum; hani Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) Youtube engellemesi üzerinden denemeye aldığı yeni IP bloklama temelli sansür mekanizmasının neden olduğu kaostan; Google hizmetlerinin çökmesinden…

TİB, Türkiye’nin internet çıkış noktalarına EEKA tabir edilen sunucular yerleştirmişti ve erişim engellemelerini artık buradan yapmayı planlıyordu. Sonuç malum: Tüm internet kullanıcıları etkilendiği için infial oluştu; uluslararası kuruluşlardan ve medya organlarından tepkiler yağdı; otoriteler resmen kamuoyunu yanlış yönlendiren açıklamalara sığınmak zorunda kaldı; TİB’e karşı açılan davalarla, teknik gibi görünen bu “önlem”in aslında hukuki bir yetki aşımı olduğu anlaşıldı.

Bu yazı, Google skandalının ne olduğuna değil (bkz. bit.ly/cEYoZB), bize ne öğretmesi gerektiğine odaklanıyor. Daha doğrusu “bir kesime” ne öğretmesi gerektiğine…

Tüm kullanıcılara en azından şunu öğretti: İnternetin ayarlarıyla oynamak, yani DNS, proxy, TOR vb. teknik “yandan geç” araçları çözüm değil. SSG’nin de veciz bir ifadeyle söylediği gibi, bu araçlar “hükümetin zihniyetini değiştirmiyor.” Devletin sansür mantığının etrafından dolaşamıyor. Ama benim burada söz etmek istediğim kullanıcı katmanı, daha çok kurumlar, şirketler, özellikle de dijital ajanslar başta olmak üzere reklamcılar…

Ekonomik hayatın irili ufaklı tüm aktörleri aslında bu olaydan etkilendiler. Bu, Google’ın internet kullanımıyla ne kadar bütünleşmiş olduğunu deneyimlememize de vesile oldu. Komplo teorilerini bir tarafa bırakırsak, bunun anlamı, birkaç gün bile Google hizmetlerini kullanılmaz hale getirdiğinizde, ekonomik hayatın bütününe ciddi bir zarar verdiğiniz. Başta KOBİ’ler olmak üzere şirketlerin ücretsiz Google hizmetlerini kullanarak sağladığı yarardan, Analytics sorunu nedeniyle yurt dışı hosting firmalarına göç etmesi kaçınılmaz firmaların internet sektörüne vereceği zarara, Gmail ve diğer doğrudan iletişim kesintilerinin kullanıcılar ve şirketlere kaybettirdiği ilişki, müşteri ve itibar kaybından şirketlerin Analytics nedeniyle yaşadığı sonsuz döngüye giren web sitelerinin yaratacağı zarara çok sayıda parametre devreye giriyor. Oldukça yüksek bir meblağdan söz ediyoruz. Bu olayın Türkiye’ye kaybettirdiği itibarın sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi bedelini ise öngörmek zor değil.

Gelin biraz da reklamcılar tarafına bakalım. “Google kesintisi”, internet reklamcılığını kelimenin gerçek anlamıyla “vurdu”. Sadece Adwords, Adsense gibi doğrudan reklam hizmetlerinin veya arama motoru reklamcılığının temsil ettiği mecraların çökmesi, geri dönüşlerin ölçülememesi yüzünden değil; Analytics kullanan sitelerin yavaşlaması yüzünden kaybolan mecra potansiyeli bakımından da… Buna söz konusu hizmetlerin mobil versiyonlarının kesintiye uğraması nedeniyle kaybolan hacimleri, elektronik ticaret çözümlerinin sunduğu reklam potansiyellerinin değerlendirilememesini ve etkilenen internet sektörünün genel kaybından reklamcılığa düşen payın büyüklüğünü de eklersek tablo daha açık bir biçimde ortaya çıkar.

Tepkilerin ekonominin büyük oyuncularından değil de internet sektöründen gelmesi bir ölçüde doğal karşılanabilir. Ama elbette buradan da çıkarılması gereken bir ders var. Demek ki, şirketler internetin faaliyetlerine ne ölçüde “gömülü” olduğunun karar vericiler düzeyinde yeterince farkında değil. “İnternetçilerden” gelen tepkilerin bir kısmının da, “Youtube’un masaya oturmasını isteyen” hızlı ve geçici çözümlere odaklı olması, ticari mantık içerisinde anlaşılabilir, ama uzun vadede binilen dalın kesilmesi anlamına geliyor.

Neyse ki, yaşadığımız son sansür skandalının getirdiği yeniliklerden biri, bazı dijital ajansların birleşip konuyla ilgili bir bildiri yayınlamaları oldu: “İnternet Geleceğimizdir.” (bit.ly/b8bE2i). Bildiri, ekonomi odaklı perspektifi yüzünden eleştirilmedi değil, ama ben bu perspektife de ihtiyacımız olduğunu savunuyorum. Umarım bu girişim ilkeli bir mesleki örgütlenmeye doğru ilerler…

101 kodlu bu dersin sınavı yakında..

 

DİĞER ÖZGÜR UÇKAN YAZILARI

20 Yorum

19 Haziran 2010 10:38

aysegulyuksel

Özgür bey , google kesintisi değil de, son yaşananlar zaten sizin bir google hayranı olduğunuzu gösterdi. Türkiye batsa google kalsa yeridir size göre. Kaldı ki google yasak değil şu an.

Bence Devletin TBMM site’sinin, Ulak sitelerinin çalışmamasının hatta devletin çökmesinin size mutluluk vermesi ve gençleri anarşiye Korsan Partisi ile sürüklemeniz zaten en tehlikeli çanlardı. Demek ki ülke çökse savaş çıksa başta Kurum ve Kuruluşlara saldırıyı siz yapacaksınız. FF’de Bakanlar yetkililere PATATES kafa demeniz zaten eğitiminizi yerle bir etti. Ben sizi çok kınıyorum şahsen. Çözüm tarafında değilde anarşi ve kargaşa tarafında olmanız kaç dil bilirseniz bilin insan lisanı iletişimi öğrenemediğinizi gösteriyor. Zaten 24 saat bu devlet kurum kuruluş taşlama hakaret etme hırsınızla ben devlet olsam sizi hiç dinlemem.
Böylece Reklamcılara, kesinti madurlarına faydası değil zararı olan bir google seversiniz.

Devlete ise allah zeval vermesin. Sizin gibi yöneticilerden bizi korusun.

20 June 2010 12:04 pm

ÖZGÜR UÇKAN

Ayşegül Hanım, yorumu yazıya değil şahsıma yapmışsınız! Yazımla ilgisi olmayan, yazıyı okuyanların gözü önünde  bulunmayan, sosyal medyadaki bazı paylaşımlarımdan hareketle hakkımdaki izlenimlerinizi aktarmışsınız. Sağlıksız bir yaklaşım. Bir şeye cevap verecekseniz onu kendi bağlamında yapın. Normalde cevap vermezdim, ama bazı maddi hatalarınızı düzeltmem gerek. Ben kimseye "patates kafa" demedim. Friedfeed'de paylaştığım bir haber yazısının altındaki yorumu aktardım sadece. CNetTürkiye'deki yazıyı da altındaki yorumu da beğendim, orası ayrı. Yorumun içeriğine katılıyorum, üslubuna değil. (Merak eden şurada okuyabilir: http://ff.im/mjiDb). Gerek sosyal medya paylaşımlarımı gerekse yazılarımı izleyenler "Google hayranı" olarak nitelendirilemeyeceğimi bilir (http://friendfeed.com/ozuckan). Daha geçen hafta BThaber'de Facebook ve Google gibi şirketlerin mahremiyet ihlallerinden söz ediyordum (http://www.bthaber.com.tr/?p=4806). Google hayranı değilim ama sansür karşıtıyım. Benim sansür eleştirimle verdiğim "zarar" ile devletin temel haklarımızı hukuksuz bir biçimde ihlal ederek verdiği zararın karşılaştırmasını da dilerseniz okuyuculara bırakalım. Bu arada,  "Devletin TBMM site’sinin, Ulak sitelerinin çalışmamasının hatta devletin çökmesinin size mutluluk vermesi" demişsiniz, bundan hiç bir şey anlamadım! Ben hiç bir site engellenmesin istiyorum :) Söylediklerinizin gerisine bir yorum yapmayacağım. Son olarak, neyse ki "yöneticilik" yapmak gibi bir isteğim yok, dolayısıyla korkmanıza gerek yok. Bundan sonra kafanızdaki izlenime göre değil, okuduklarınızdan hareketle ve o bağlamda yorum yapmanızı öneririm. Daha anlaşılır olursunuz. Saygılar...

21 Haziran 2010 10:15

egetoprak

Yazınızı twitter aracılığıyla okudum. Google hizmetlerinden yararlanan biri değilim bu nedenle yasak beni hiç etkilemedi bile diyebilirim. Fakat iletişim sektörünün en büyük eli internet, yine internetin devleri arasında yer alan google’ın kısıtlanması elbet benide bir yerden etkileyecektir birgün.

Şu anda beni daha çok ilgilendiren bu yasaklayan zihniyet. Ne yapılmalı veya çözüm mümkünmü bilmiyorum. Fakat artık umrumdada değil. Yasaklasınlar hatta mümkünse interneti de yasaklasınlar. Hak eden insanlar kullanabilsin bilimi, kültürü. Türkiye bunların hiç birini hak etmiyor.

Hala insanlar savaş çıksa muhabetteli içindeler. Ülkesini eleştirine vatasever değilde hain diyorlar. İşte o zaman insan içinden diyor; rahatlamamız için kafamıza bir nükleer bomba mı yememiz lazım.

Ayşegül hanım insan içinde bulunduğu çağı anlamaz derler. Ama en azından içinde bulunmadığımız çağı biliyoruz ve tahmin yürütmek gerekirse şu anda bilişim çağımı denir, robotik çağmı denir bunun içerisindeyiz.Bu oluşumun en basit alt yapısı programcılık ve internettir. Asıl böyle yasaklarla hiç bir yere gidemeyiz ve sizin savaş çıksa paranoyanız eğer gerçekleşirse. Üstümüze gelen tanklara ok atmaktan başka seçeneğimiz kalmaz.

Yorumum yazınız üstüne değilde ayşegül hanımın yaptığı yorum üstüne oldu. Uygun bulunmazsa silebilirsiniz.

21 Haziran 2010 10:19

Ali Riza Esin

Sn. Ayşegül Yüksel,

benzer bir hataya düşmek pahasına size günde bir ölçek “Safsata Kılavuzu” yazıyorum. Vereceğim adrese girip okumanızı tavsiye ederim; özellikle “Vurgulama Safsatası (Fallacy of Accent)”, “Alakasız Sonuç Safsatası (Irrelevant Conclusion)”, “Konuyu Saptırma Safsatası (Fallacy of Red Herring)”, “Adam Karalama Safsatası (Argumentum Ad Hominem)”, “Yok Sayma Safsatası (Slothful Induction)”, “Bir Bilen Safsatası (Argumentum Ad Verecundiam)” bölümlerini…

http://www.safsatakilavuzu.com/

Yazdıklarınızın ne diyebildiğini varın kendiniz analiz edin, ben bu kadarıyla yetineceğim.

21 Haziran 2010 10:55

aysegulyuksel

Zaman göstersin diyelim :) ara bir yol ve formül mutlaka vardır, geçiş dönemidir diye düşünüyorum.

Her süreci “bir süre” (bu çok önemli) izleyip değerlendirmekte fayda var. Ani günübirlik yaftalamalar sığlık göstergesidir. Hayırlısı olsun :)

22 Haziran 2010 12:23

SEDA SOLELLI

Yaziniz fransada yasayan yegenimin gonderdigi mail nedeni ile okudum, bende yurt disinda oturuyorum.Ve en cok uzuldugum nokta, Turkiye da hala demokrasi olmamasi, devamli herseyin yasaklanmasi son derece endiselendirici bir durum..
Gecis donemi falan degil !!Bugunu kurtarma cabasi , yoneticiler neleri yasaklasakta insanlari kontrol altinda tutsak dusuncesindeler.
Devlete zeval gelmesin dusncesini ise son derece sig bir gorus oldugunu dusunuyorum, devlet elestirilir, daha iyi ye gitmesi saglanir, demokrasi budur, ama anlayana!!!!

22 Haziran 2010 22:00

aysegulyuksel

Büyük düşünün büyük resme bakın :
http://www.investintech.com/articles/theworldsocialnetworkingbanrace/

Eğer vizyon varsa :)

23 June 2010 00:37 am

ÖZGÜR UÇKAN

Ayşegül Hanım,

Sansürcü olmak için "büyük düşünmek" ve "vizyon sahibi olmak" gerekmiyor.

Siz o linkini verdiğiniz "büyük resme" yakından baktınız mı? ABD'deki engellemeler Pentagon ve Donanma tarafından kendi mensupları için yapılıyor. Bazı kütüphanelerdeki engellemeler de ABD Anayasası'na aykırı olduğu için kısa sürede kaldırılıyor. Brezilya bile (ki bu konuda sabıkalıdır) Youtube engellemesini kısa sürede kaldırdı.Avrupa'da bizimki gibi hukuksuz site engelleme yok. Yerel versiyonlarda kaldırılan içeriklerle yetiniyorlar, tüm dünyayı kendi hukuklarına tabi zannetmiyorlar. Biz o "büyük resim"de Çin'le yarışıyoruz. Çin yönetimiyle aynı vizyonu paylaşmadığım için gerçekten seviniyorum.

Size başka bir resim göstereyim: http://www.osce.org/item/44754.html (Türkçesi: http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/06/100622_osce_tr_google.shtml). Ya da şuna bir bakın: http://en.rsf.org/surveillance-turkey,36675.html ... İşte "büyük resme" bakanlar bizi böyle görüyor.

Sansürcü ve yasakçı bir ülke olduğumuzu göstermek için Youtube engellemesine işaret etmeye gerek yok. Bu ülkede 5000'e yakın site sansürlü. Bunların arasında siyasi haber siteleri, nuhalif sesler, üniversitelerin dersleri için kullandığı platformlar vb. var. Bu manzara hangi ligde yer aldığımızı açıkça ortaya koyuyor.

Siz sansürü savunuyorsunuz. Sonra "vizyon"dan söz ediyorsunuz. Sansür körlüktür. Hakikati örtmeye çalışır ve hiç bir zaman hiç bir yerde başarılı olamamıştır.

Ben sadece hukuk devletini savunuyorum. Hukuk devleti, hukukun bireyi devlete karşı koruduğu devlettir. Biz böyle bir devleti hak ediyoruz ve bir gün elde edeceğiz de.

Sizin "zeval gelmemesini" istediğiniz devlet, vatandaşlarını aklı ermeyen ergenler gibi gören paternalist bir devlet ve artık biz vatandaşlar büyüdük. Vergilerimizle, oylarımızla, sivil inisiyatif alarak, demokrasiyle, ekonomik faaliyetlerimizle, emeğimizle o devleti hukukun sınırları içine çekeceğiz. Yakındır. Bu köşeye sıkışmışlık, bu dezenformasyon, bu hukuksuzluk vaktin geldiğini gösteriyor sadece.

Ne kadar anakronik olduğunuzun farkında olmadığınızı biliyorum. Yanlış bir mecrada olduğunuzu algılayamadığınızı da görüyorum. Bu satırları ülkesini düşünen ama sizin gibi düşünmeyenler olduğunu görün diye yazıyorum.

Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, ama bilin ki varız, pek de az değiliz hani...

23 Haziran 2010 07:51

aysegulyuksel

Çok süslü, çok uzun, çok karışık durumları sevmiyorum. Fikrimi söylememe müsade varsa söyledim.

http://www.newworldliberty.com/newsarticle/australian-government-force-internet-users-install-state-approved-software

http://sansureevet.blogspot.com/

İsteyen istediğini düşünebilir. Sadece internetin sonsuz özgürlükler “diyarı” olmadığının bilincindeyim. “Zaman göstersin” demiştim zaten aynı konuları takrar etmeyi de sevmiyorum. İyi günler.

23 June 2010 10:49 am

ÖZGÜR UÇKAN

Ayşegül Hanım,

Sansürü savunan sizsniz, ben değilim. Fikirleriniz burada yer aldığına göre?

Yazımda "internetin sonsuz özgürlükler diyarı" olduğuna dair herhangi bir anıştırma gördünüz mü acaba?

Avustralya Hükümeti'nin bir sansür yasası çıkarmaya çalıştığı doğru. Ama öyle güçlü bir tepki var ki, işleri zor görünüyor. Bu arada paylaştığınız makale için teşekkürler. Çünkü çocuk pornografisi kılıfıyla yasanın düşünce ve ifade özgürlüğünü nasıl sakatlamaya çalıştığını gayet güzel anlatmış.

İkinci paylaşımınız için bir şey söylemeye gerek yok. O siteyi biliyorum. O siteyle ilgili olarak insanların ne düşündüğünü merak ediyorsanız Google'ı kullanın. Ama paylaşmanız iyi olmuş. Siz de "sansüre evet" diyorsunuz yani.

Söylediklerinizi yorumlamamın nedeni sizi ikna etmek değildi zaten. Bunu söylemiştim. .Açık seçik ve mantıksal tutarlılığa dayanan üslubum beğeninizi değil, sansürün anlamsızlığını başkalarına göstermeyi amaçlıyor.

Ben olup bitecekleri görmek için zamanı beklemiyorum. Mücadele ediyorum. Neyse ki benim gibi hak ve özgürlüklerine sahip çıkan bir çok insan var.

İyi günler.

23 Haziran 2010 12:37

aysegulyuksel

Sadece ben evet demiyorum.

http://yro.slashdot.org/story/10/06/22/218257/White-House-Cracks-Down-On-Piracy-amp-Counterfeiting

mantıklı her insan bebek tecavüzüne, kitap hırsızlığına evet demez. Lütfen Artık yazmayın gerçekten. Anadolu diliyle ise itidal’e davet etsek gelmezsiniz. “Get a fresh air” desem zaten mümkün değil.

Hayatınız tartışma, forum ve karanlık olmuş. Muhatabınız ben de değilim. Muhatabımız yeni oluşturulan internet yasları ve düzenleri. Umarım sizi dikkate almazlar Korsan hırsızlık ve devlet yıkan insanları onaylamak zaten mümkün değil.

Size söz anlatmak da mümkün değil zaten. Anarşi ve kargaşa yartmaktansa zamana bırakmayı tercih ederim.

Lütfen bildiğinizi yapın.

23 Haziran 2010 12:59

aysegulyuksel

Üstelik her yaptığım yorumumu acilen FF’e taşımamanızı ayrıca rica edeceğim. Kargaşa ve toz duman yaratılması taraftar ve cephelere taşeronluk hiç hoş değil.

http://friendfeed.com/netdas/d8fe8ef5/gennaration-google-kesintisi-bize-ne

Anarşi sevmiyorum Özgür bey. Yorumumu FF’de yazmak istesem orada yazardım. Artık yorum bile yapmayacağım. Zira sizin kadar boş vaktim yok. Bilgi, fikir, vicdan olmadığı yerde söz kalmaz.

Selametle.

23 June 2010 15:33 pm

ÖZGÜR UÇKAN

Ayşegül Hanım, muhatabımın siz olmadığını zaten söylemiştim. Size bir şey anlatmak mümkün değil. Ben sadece sansürcü zihniyetinizi sergileyerek insanlara gösteriyorum. Yararlı bir iş.

Boş vaktiniz bol ki, durmadan gelip buraya yorum yazıyorsunuz. Eh, yazıyorsanız cevaplanacağını da bilmeniz gerekir.

Yorumları Friendfeed'deki ilgili feed'ime taşımama gelince, bu benim bileceğim iş. O feed bu yazıyla ve sansürle ilgili. Size yazdığım cevapları önemsiyorum. Eh o cevapları sizin yorumlarınız olmadan aktarırsam anlam kayması olacağına göre?

Kamuya açık bir ortamda yorum yapıyorsanız, yorumlarınızın kamuya açık bir biçimde tartışılmasını da sindirmeniz gerekir. Özel mesajlarınızı ifşa etmediğime göre sizden izin almaya da ihtiyaç duymam.

Sansürle mücadele benim işlerimden biri, dolayısıyla sizin gibi boş vakit değerlendirmesi diye bakmıyorum.

Buraya gelip yazımla hiç bir ilgisi olmayan konularda beni suçlayan sizsiniz. Eh, sonuçlarına da katlanacaksınız.

Anarşiye gelince... Anarşizm saygı değer bir düşünce ekolüdür ve benim düşüncelerimin oluşumunda ciddi bir katkısı vardır. Bu tür kavramları ulu orta kullanmadan biraz bilgilenin.

Size ve sansürcü zihniyetinize güle güle diyorum. Umarım zihninize biraz temiz hava aldırmışızdır. :)

23 Haziran 2010 14:17

Ali Riza Esin

Benim yorumum bir moderasyon kazasına uğramış sanırım, aşağıda tekrar edeceğim. Sadece şunu ilave etmek istiyorum: “Çoğu kısmı Alev Alatlı’ya ait bu nadide eseri bitirene kadar kullanınız.”

(Aç üç tırnak)

Sn. Ayşegül Yüksel,

benzer bir hataya düşmek pahasına size günde bir ölçek “Safsata Kılavuzu” yazıyorum. Vereceğim adrese girip okumanızı tavsiye ederim; özellikle “Vurgulama Safsatası (Fallacy of Accent)”, “Alakasız Sonuç Safsatası (Irrelevant Conclusion)”, “Konuyu Saptırma Safsatası (Fallacy of Red Herring)”, “Adam Karalama Safsatası (Argumentum Ad Hominem)”, “Yok Sayma Safsatası (Slothful Induction)”, “Bir Bilen Safsatası (Argumentum Ad Verecundiam)” bölümlerini…

http://www.safsatakilavuzu.com/

Yazdıklarınızın ne diyebildiğini varın kendiniz analiz edin, ben bu kadarıyla yetineceğim.

(Kapa üç tırnak)

23 Haziran 2010 14:49

aysegulyuksel

Aslında sadece FUTURE WEB safhası var aslında. O sizin bulunduğunuz yerden ise zaten çooook ışık yolu uzakta.

Ne okuduğunuza da dikkat edin sizi ifade etmiş. Adı da üstünde “Safsata”

Selametle demiştim değil mi? Bir daha tekrar edeyim. Selametle.

23 Haziran 2010 16:24

seda solelli

Sn Yuksel,
hem vaktim yok diyor, hemde bol bol usenmeden hersey cevap yaziyorsunuz, tebrik ederim.
Buyuk dusunmeye gelince aslinda son derec kucuk dusunen bir siteyi veriyorsunuz.
birde merak ettim, niye gorusunuzu bildirirken zaten sorulan cevap vermek yerine hep baska seyden bahsediyorsunuz.
internetden site ornek gostermek yerine kendi dusuncenize soyleyemiyormusunuz.
Amerika’yi ornek veriyorsunuz internet sitelerine hayir diyor diye, son zamanlarin en kotu polis devletini bize ornek gostermeyin, Amerika araplarin yaptigi teror(tabi buda tartisilir) kontrol edecegim kisvesi altinda vatandaslarini terorize eden bir ulke.
saygilarimla

23 Haziran 2010 17:45

aysegulyuksel

Sn. Seda Solleli vaktim olsa FF’de zaten 24 saat yazardım!

“Ben ona onu dedim o bana bunu dedi o dedi bu dedi, dedi dedim dedi dedim” gibi ortamalar çok tarzım değil.
Zorla buna dahil edilmem zaten saygısızca. Rica etmeme rağmen her yorumu yazmaya devam etmeleri faşizan ve zorba olduklarını da gösteriyor. Bunlar aydın tavırları değil.

Siz ise ne anlamadınız onu da anlamadım. Oysa en çok ben konuştum. Somut gerçekleri linklerle gösterebildimse ne ala kendi fikirlerimi zaten yazdım, değil mi? Tekrara gerek var mı?

Ben Amerika’da da, Türkiye’de de Avustalya’da da ve TÜM dünyada da sansürle ilgili düzenlemeler olduğunu görüyorum ve destekliyorum. “İnternet sonsuz özgürlükler diyarı değildir” diyorum. Düzenlemer olmalıdır diyorum.
Bu kadar.

23 June 2010 19:27 pm

ÖZGÜR UÇKAN

Ayşegül Hanım,

Gelip sataşmadan yapamıyorsunuz değil mi?

Size yorumları niçin ilgili feed'ine taşıdığımı, buna da hakkım olduğunu söyledim. Şimdi kalkıp "faşizan tavır" diye suçlamaya girişmeyin. Kimse sizi buraya yazmaya zorlamıyor. Kimseyi "aydınlattığınız" da yok. Gelip, bazıları söylediklerinizi çürüten bir takım linkler verip, aynı cümleyi farklı biçimlerde tekrarlayıp gidiyorsunuz. Size cevap veriliyor, mantıklı argümanlar sunuluyor, hiç birine cevap yok. Sonra gelip yine suçluyorsunuz. Sizin derdiniz ne?

Burası bana ait bir yazının yorum alanı. Ben modere ediyorum. Bir daha böyle suçlayıcı cümlelerle yorum yazarsanız, yorumunuzu kaldıracağım. Hakaretlerinizi okumak zorunda değiliz. Şimdiden söyleyeyim: hakaret içeren yorumların modere edilmesi dünyanın hiç bir yerinde sansür olarak algılanmaz. Sonra boşuna suçlamayın.

Altını doldurabileceğiniz bir görüşünüz varsa okuruz.

Gelelim tekrarladığınız o cümlelere: ABD'nde site engelleme diye bir şey yok. Ordu başta olmak üzere bazı kurumların mensuplarına bazı siteleri yasaklaması söz konusu. Ordunun sansürcü olması da şaşırtıcı bir şey değil zaten. Avustralya'da da henüz siteler sansürlenmiyor. Böyle bir yasa tasarısı var, ama çıkması pek zor; çünkü demokrasilerine sahip çıkan güçlü bir muhalefet var.

Yanı hukuk devletleri interneti sansürlemiyor. Bizimki gibi hukuktan nasibini almamış yönetimlerin işi o.

Boşuna gerçek dışı söylemlerle sansürcü zihniyetinizi meşrulaştırmaya çalışmayın. Bizler dünyada ne olup bittiğini izleyen insanlarız.

Bakın bu yorumda "bilgi" var. Sizin gerçek dışı söyleminizle birlikte bu cevabı da ilgili feed'e taşıyacağım. Bu zannettiğiniz gibi "zorbalık" değil, bilgilendirme. Dedim ya, insan içine çıkmasından rahatsız olacağınız şeyler söylüyorsanız, söylemeyin o zaman.

İyisi mi siz buraya yorum yazmaktan vazgeçin. Gerçekliği olmayan söylemleriniz böyle bilgi odaklı bir ortamda karşılık bulmaz. Ama cevabını bulur.

23 Haziran 2010 19:39

aysegulyuksel

İyi günler

02 Temmuz 2010 09:12

“İnternet sansürü”: Asıl kaybeden kim? | Kaynağım İnsan

[...] ekonomisi”!” http://www.bthaber.com.tr/?p=5026 ; “Google kesintisi” bize ne öğretmeli?” http://www.gennaration.com.tr/yazarlar/google-kesintisi-bize-ne-ogretmeli/ ). Öyle ki, internet sansürüne karşı çıkanlara Google avukatı muamelesi yapılmaya [...]

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol