ANA.LOJİ: Hamilelik ve yaratıcılık
Yaratıcılık ve hamilelik süreci arasındaki benzerliklere girmeden önce, bizim konumuz olan “yaratıcılık” kavramını netleştirmekte fayda var. Bizim bahsimiz elbette “yoktan var etme” manasındaki haddimizi aşan bir yaratma eylemi değil. Bizim konumuz ve işimiz olan yaratıcılık, mevcut ve bilinen kavramlarla yepyeni ve benzersiz bir şey oluşturmak… İki ya da daha fazla bilinen şey arasında, bilinmeyen bir ilişki kurmak… Anne ve babasından kalıtımsal özellikler alsa da sonuçta nevi şahsına münhasır bir birey olan bebek gibi…
Evet; bizim işimiz bebeğimiz gibidir. Bazen bizden çok müşterilerimizin olduğunu unutarak fazlasıyla sahiplendiğimiz, üzerine titreyip koruduğumuz, büyütüp geliştirmeye çalıştığımız, karnımızda değil aklımızda doğan bebeğimiz gibi… Peki onu hayata geçirene kadarki süreçle, bir annenin hamilelik süreci arasında acaba nasıl benzerlikler kurabiliriz:

Sürekli yorgunluk, uykusuzluk, mide bulantısı, değişken ruh hâli, kabızlık!.. Bunlar hamilelik belirtileri. Ama işinin bir parçası yaratıcılık olan herkese bu belirtiler tanıdık gelecektir. Çünkü gerçekten yorucudur yaratıcı süreç… Uykusuz gecelere gebedir… Mide bulantısı bir yana bazen mide spazmları geçirtir… Ruh hâliniz çok değişkendir. Gece çok beğendiğiniz bir fikrinizi, sabah çöpe atabilirsiniz… Kabızlık mı?.. İşte en kötüsü de odur! Bizimki genellikle kendini fazla kasmaktan ve hep aynı şeylerle beslenmekten olur. Kendinizi biraz rahatlatıp, beyninizi farklı şeylerle besleyince geçiverir. “Farklı şeylerle beslenmek” deyince, yaratıcılık ve hamilelik arasındaki bir benzerlik daha akla geliyor: Aşermek… Nasıl hamile bir kadının canı farklı yiyecekler çekiyorsa, yaratıcı sürecin içindeki birinin de yaratıcılığını sürekli farklı şeylerle beslemesi gerekir. Ne kadar faydalı olsa da hep aynı şeylerle beslenmek, az önce bahsettiğimiz tıkanmalara yol açabilir. Hepsi birbirine benzeyen klonlanmış bebeklere de…
Erken doğumlar, düşükler ve kürtajlar da olur bizim işimizde. Erken doğumların nedeni genelde zaman sıkıntısıdır. Gelişimini daha tamamlayamadan hayata gözlerini açar bebeğimiz. Onu hemen acile alır ve özel ilgi gösteririz. İlginçtir ki bu aceleci bebekler gelişimlerini tamamladıklarında normal zamanda doğan bebeklerden genellikle daha sağlıklı ve zeki olurlar. Düşükler ve kürtaj ise biraz üzücü ve acı vericidir. Ama istenmeyen ya da sakat doğacak bir bebek hayata getirmektense, bu acıyı çekmek bizim işimizde tercih edilir.
Yaratıcılık da hamilelik de ruhsal ve fiziksel olarak “acılı ve sıkıntılı” bir süreçtir. “Hamileliği anladım da yaratıcılık ile acı arasında pek bir bağ kuramadım” diyebilirsiniz. O zaman bir düşünün: Sizin de herkes gibi şiir yazmaya heveslendiğiniz zamanlar olmuştur. Acaba en güzel şiirlerinizi siz de aşk acısı çekerken mi yazdınız?.. Çehov “Nasıl yazıyorsunuz?” sorusuna “Her şeyi sıkıntıya borçluyum.” karşılığını vermiştir… Güzel ve kalıcı eserler yaratan birçok sanatçının hayatı sıkıntılı, hayatlarının sonu da trajik intihar ya da ölümlerle olmuştur… “Yaratıcılık ve acı” konusu Van Gogh’un kulağına kadar gidebilir… Ama yaratıcılık için maalesef biraz acı ve sıkıntı gereklidir.
Sıkıntılar, yorgunluklar, mide bulantıları, erken doğumlar, düşükler… “Bu kadar acıya değer mi?” diye sorabilirsiniz. Anneler bilirler; bebeğinizi elinize aldığınızda, her şeyi unutuverirsiniz. Hele onun büyüdüğünü, başarılı olduğunu görmek ve sizden bir parça taşıdığını bilmek tarifsiz bir mutluluktur. Bu mutluluğu yaşadıktan sonra “Her şeye değer!” dersiniz. Yaşayacağınız tüm zorlukları bilseniz de bir “bebek” daha istersiniz…


2 Yorum
11 Şubat 2010 14:42
Zuhal Altay
Tebrik ederim Başar Bey, yaratım/fikir çıkarma sürecini çok keyifli anlatmışsınız.
Fikrinize sağlık…
11 Şubat 2010 15:14
salih karahan
Gerçekten güzel kurgulanmış ve doğru tespitler yaparak anlatılmış…
Tebrikler…
Yorumunuz gönderiliyor...
Yorum yazın