http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

A. UĞUR ALPARSLAN
A. UĞUR ALPARSLAN
13 Ocak 2010
2 Yorum

PAYLAŞ

Hatırla sevgili…


Kendi döneminde “şöhret” olmuş, merak, ilgi, heyecan, coşku uyandırmış o “büyük” markalar nerelerde şimdi?

“Kimler geldi, kimler geçti” repliği…

Peki neredeler şimdi, onlara tam olarak ne oldu?

Karakola düşmüş mahalle hikâyelerinin, orada yaşayan herkes için bambaşka senaryoları vardır. “Bilirsiniz, bir senaryoda adam kahve dedikodusu üzerine karısını bıçaklamıştır, diğer senaryoya göre ise kadın intihar etmeye kalkmıştır, adam kurtarmıştır vs.” Anlar, dinlersiniz ki aslında kimse hikâyenin tamamını ya da aslını bilmiyordur.

Pazarlama iletişimcileri açısından, bu markaların tarihi ve deneyimleri herkeste farklı farklı senaryolardan ibaret ne yazık ki…

Ortada pek arayıp soran, araştıran da yok, sanırım ihtiyaç hisseden de. Örneğin o “meşhur” markaların hangisi hayatta, hangisi cinayete kurban gitti, katil kim? Veya kimler? Azmettirenler, yardım ve yataklık edenler… Peki “eceliyle” öldülerse, ki markalar ecelleriyle ölmez, onları kim “eceline” terk etti. Yaşıyorlarsa nasıl?

Bu senaryoları ya da öykülerin gerçeğini bilebilsek ne kadar öğretici olurdu…
Mesela “Elvan”, “Ankara” gazozları vardı. Çocukluğumun bir parçası, o döneme ait anılarımın bir kısmı da onlarla birlikte kayboldu ve gitti. Benim için çok büyük bir kayıptır.

Dandy cikletleri vardı. On beş gün meraktan ölmüş ölmüş dirilmiştik acaba bu ne reklamı diyerek… Çıka çıka arkasından ciklet çıkmıştı da hayal kırıklığına bile uğramamıştık. Öyle bir şov yapmışlardı ki, biz çocuklar tatmin olmuştuk. Teaser denilince aklıma hâlâ o kampanya gelir.

“Wilkinson” tıraş bıçağı vardı, babamdan öyle görmüştüm ve ilk onunla sakal traşı olmuştum. “Mekap”, giydiğim ilk spor ayakkabısı idi. Evdekileri ikna edip aldırana kadar çok uğraşmıştım. “Parçalanır oğlum o, öyle ayakkabı dayanır mı sizin oynadığınız topa” diye düşünüyorlardı.

“Bisan” bisikletim vardı, günlerce anlatabilirim o bisikletle yaşadığım bir sürü güzel ve değerli anıyı…

“Boğaziçi Limon Kolonyası”… Anadolu’nun küçük bir ilçesinden hiç görmediğim Boğaz Köprüsü’nü ve İstanbul’u imge olarak ilk o reklamlarda kavramıştım…

“Evet nebati yağları”, “Murat 124”, “Anadol”, “Pamukbank”, “Pino parfüm”, “Fa deodorant”, “Tomato”, “İxir”, “Grundig” vb.

Eminim, sizlerin belleği benimkinden çok daha iyidir. Bi’ hatırlayın o markaları…

Hepimizin belleğinde anlar, anlamlar ve anılar var. Her anlam ve anının içinde, genellikle pek üzerinde durulmayan ama o günlerde kendimizle ve çevremizle birlikte anlamlandırdığımız markalar. Markalar hayatımızdan çıkıp gittiklerinde o anıların da, anlamların da eksildiğini, hatta zaman zaman öldüğünü hissetmek müşterisi (yakını) olarak hüzün verici.

O günlerden bu günlere aramızda ve anılarımızda kalmayı başaranlar; iyi ki varsınız, sizlerle birlikte anılarımız hâlâ canlı, anlamlı, geçmişin amprik bilgisini de üzerinizde taşıyarak, yarın da aramızda var olacağınızı bilmek hepimize güven veriyor. Hatta şimdi tüketiciniz olmasak bile…

Şimdi aramızda olmayanlara gelince, sizleri, tarihinizi, sizi bizden uzak tutan her ne varsa iyi analiz etmemiz gerekiyor. Geleceğe ışık tutmak için, anılarımızdan ve anlamlarımızdan kaybetmeyelim diye…

Çocuklarımızın da geleceğe ait anlam ve anılarını koruyabilelim diye…

Tam da bu noktada, elinizdeki bu ilk sayısı olan Gennaration’un, geleceğe sahip çıkma misyonuna hizmet edeceğini düşünüyorum…

Diğer A. UĞUR ALPARSLAN yazıları

2 Yorum

21 Ocak 2010 17:16

Murat AKTAŞ

Çok sıcak bir yazı ellerinize sağlık, uzaktan ateşi gösterdiniz ama tam ısınacakken yarıda kesmişsiniz
Gelecek yazıda o meşhur markaların neden bugün isimlerinin geçmiş demeden aklımıza gelmediğini irdelerseniz sevinirim

23 Ocak 2010 00:37

Uğur Alparslan

Belki Gennaration ile birlikte geriye doğru iz süreriz. Ve bu izlerden öğrenecek, ders alacak çok şey bulabiliriz..

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol