http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

ÖNDER ÖNCEL
ÖNDER ÖNCEL
23 Mayıs 2011
0 Yorum

PAYLAŞ

Hiç tanımadığınız bir erkek size çiçek verirse…


Otuz yıl öncenin unutulmaz reklam repliklerinden biriydi bu. Bir deodorant markasına aitti. Havada çiçek yapraklarının uçuştuğu Venedik sokaklarında, yüzünü maskeyle gizlemiş insanlar arasından bir kadın süzülerek ilerlemekteydi. Yüzünde de bir maske vardı. Bu gizemli kadının kokusunu duyan genç adam da kendine hakim olamayarak eline geçirdiği bir buket çiçeği kadına uzatırdı. Kadın da maskesini indirir ve adama gülümserdi. Reklamda kadın adamı tanımazdı, adam da kadını; ama ürün, o zamanlar herkesin gayet bildiği, tanıdığı bir deodorant markasıydı.

Günlük hayatta hiç tanımadığımız kişilerle nasıl iletişime geçiyoruz? Tanımadığımız kişilerden gelen davetleri, teklifleri nasıl karşılıyoruz? Gerçekten hiç tanımadığımız bir erkek gelip bize çiçek verirse ne yaparız? Çiçeği kafasında mı parçalarız? Okkalı bir tokat mı aşk ederiz? Tamamen kayıtsız kalır, çiçeği de adamı da yok mu sayarız? Bunu bir görgüsüzlük olarak mı algılarız? Diyelim adam gayet kibar, yakışıklı. Çiçekler de güzel. Siz de dediniz ki “Aman n’olucak canım, alt tarafı bir buket çiçek.

Ne güzel işte, günümü şenlendirdi; hoş bir sürpriz oldu.” Bu noktadan sonra nasıl bir iletişim, algılama süreci başlar? Çiçeği veren kişi daha ileri gitmek için cesaretlenir mi? O zaman çiçeği aldığınıza pişman olur musunuz? O dakikadan sonra neler olur? Öyle ya, adamı tanımıyorsunuz. Size kim olduğunu bile söylemedi. Bu çiçek ne? Ne anlama geliyor? Alırsam ne olur? Almazsam ne olur? O an tavrınız çok net olsa “Hadi kardeşim işine!” deseniz bile yine de kafanız karışmaz mı? Aklınıza bin türlü soru üşüşüvermez mi? Hadi, bu çiçekler reklam kokuyor deyip bir kenara bırakalım. Çocuklarımıza niye tembihleriz, “Aman çocuğum kim olduğunu bilmediğin insanlardan sakın bir şey alma!” diye… Bırakın çocukları, aynı uyarı biz yetişkinler için de geçerli değil midir? Trenlerde, otobüslerde filan bu tür uyarılar sık sık yapılmaz mı? Tanımamak, onun kim olduğunu bilmemek ona güvenmemektir. Yoksa birbirini daha yakından tanımak, flört etmek gibi süreçler niye var ki hayatımızda? Karşılıklı bir güven duygusu oluşturabilmek için değil mi? O süreci niye yaşarız? Niye o insana hangi yemeği sevdiğinden ailesine, daha önceki ilişkilerinden siyasi görüşüne kadar bir sürü soru sorar; davranışlarını gözlemleriz? Farklı durumlardaki tavırlarını inceler, analiz ederiz? Bundan sonra bir iletişim halinde olacaksak güvenmek isteriz. Neyin nesi, kimin fesi olduğunu bildikten sonra, arada bir güven bağı kurulduktan sonra, çiçeğini de alırız, yaptığı yemeği de yeriz, sırlarımızı da açarız, evimizin kapılarını da…

Günlük hayatta duruma göre farklı tepkilerle karşılanabilen bu teklifsiz iletişim kurma dalışları, söz konusu bir markanın iletişimi olunca neye dönüşüyor acaba? Daha önceden hiç tanımadığımız ve henüz bize kim olduğunu söyleme lütfunda bile bulunmamış ama bizimle iletişime geçmek isteyen marka; (Belki ürün demek daha doğru. Hiç tanımadığımıza göre marka diyebilir miyiz? Belki tırnak içinde…) tıpkı birlikte aynı otobüste, yan yana koltuklarda seyahat ediyormuşuz gibi davrandığında ne yapıyoruz mesela? Uyuyor gibi yapıp kayıtsız mı kalıyoruz? Sinir mi oluyoruz? Yoksa, “Tanımasam da olur canım. Maksat alışveriş. Bakarsın burdan bize de bir şeyler çıkar.” diye mi düşünüyoruz?

Burada kimliği belirsiz “marka” ile iletişim kurmaya çalıştığı kitle arasında cinsiyet farkından doğabilecek yanlış anlamalar söz konusu olamayacağına göre, ahlaki kriterlerimizi tamamen bir kenara mı bırakıyoruz? Bırakıyorsak, daha iki flört bile etmeden yatağa atma teşebbüsüne ne diyoruz?

Kimliği belirsiz “marka”nın destursuz bir şekilde hayatımıza dalışını, eğer varsa sunduğu teklifi nasıl karşılıyoruz? Çok cazip bir fiyat avantajından bahsediyorsa örneğin, aklımızı çelebiliyor mu? Biz de deodorant reklamındaki kadın gibi, uzatılan çiçeğe maskemizi çıkarıp gülümseyerek mi karşılık veriyoruz?

Türlü nedenlerle bize önce kim olduğunu söylemeden iletişime geçmeye çalışan markaları, karşısındaki telefonu açar açmaz “Kiminle görüşüyorum?” diye soran sese benzetiyorum. Nasıl o sesin sahibine, bana kim olduğunu söyleyip söylememesine göre kendini bilmezin biri diye sinirleniyorsam o “marka”nın da kendini bilmediğini, karşısındakini yani, medet umduğu kitleyi aslında önemsemediğini, dolayısıyla benimle ciddi düşünmediğini düşünüyorum. Hiç tanımadığım bir “marka” bana çiçek verirse, usulca sokulup “Sen kimsin?” diyorum.

DİĞER ÖNDER ÖNCEL YAZILARI

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol