http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

ÖNDER ÖNCEL
ÖNDER ÖNCEL
22 Nisan 2011
0 Yorum

PAYLAŞ

Hikâyen kadar varsın…


“Hanlar Hanı Bayındır Han, yılda bir kez şenlik düzenleyip, bütün Oğuz beylerini konuk ederdi. Yine bir şenlik zamanı idi. Şenlikte, Han’ın emri gereğince, oğlu veya kızı olmayanlar kara çadırda kalacak, altına kara keçe döşenecek, onlara kara koyun eti verilecekti.

Oğuz Hanlarından Dirse Han’ın hiç çocuğu yoktu. Bu yüz den onu kara çadıra yerleştirdiler. Sebebini sordu. “Çocuğun olma dığı için” cevabını alınca, yanında getirdiği kırk yiğidi ile şölen yerini terk etti. O kızgınlıkla gelip hanımına acı sözler etti. Hanı mı, ona büyük bir şölen tertip etmesini, açları doyurmasını, çıplakları giydirmesini, hayır duaları almasını, bu dualar içerisinden birisinin kabul olabileceğini söyledi. Dirse Han, hanımının dediği gibi yaptı. Dualar kabul oldu. Hanımı gebe kaldı. Zamanı gelince bir erkek çocuğu doğurdu. Çocuk büyüdü, gürbüz bir delikanlı oldu. On beş yaşına gelince, Bayındır Han’ın yiğitleri arasına karıştı.

Bir gün arkadaşları ile otururken, Bayındır Han’ın üç kişinin sağ yanından, üç kişinin de sol yanından, demir kazıklarla zor zaptettiği boğası, bunların elinden kurtulup sağa sola saldırmaya başlayınca, herkes kaçmış, Dirse Han oğlu ortada yapayalnız kalmıştı. Boğa üzerine hücum edince, yumruğu ile alnının ortası na bir tane yerleştirdi, boğa kıç üstü yere devrildi. Kalkıp hücum etti, akıbeti aynı oldu. Sonunda, oğlan boğayı yendi. Bıçağı ile kafasını kesti. Böyle bir yiğitlik görülmemişti.

Dedem Korkut geldi, oğlanla beraber babasının yanına gitti, boy boyladı, soy soyladı, oğlanın adı “Boğaç” olsun dedi.”

Şimdi, hikâyesi olan markalarla Dede Korkut’un ne alakası var, diye düşünebilirsiniz.

Şu alakası var: Bu topraklarda, daha doğrusu bizim kültürümüzde, geleneğimizde (Şuna kendi hikâyemizde diyelim.) hikâyesi olmayan adama bırak kızı, isim bile verilmez! Hani hikâyen de sağlam olacak. Bir vuruşta altı kişinin zor zaptettiği boğayı filan devireceksin ki Dede Korkut gelip soy soylasın, boy boylasın sana bir isim bahşetsin.

Alfa Romeo’nun logo hikâyesinde nasıl Visconti ailesinin onurunu ve asaletini temsil eden (!) ve bir çocuğu yerken görülen yılan varsa bizim efsanemiz de budur. Ha diyebilirsiniz ki “Boğaç” marka filan değildir. Bu tartışılabilir. Ya da tartışmadan “Saçma canım! Tabii marka değildir.” diyelim. Sonuçta hikâye var mı? Var. İsim var mı? O da var. O zaman Mahmut Tuncer teorisine göre helva yapabiliriz.

Bence, Türkiye’deki birçok markanın hikâyesi var. Kaçını biliyoruz? Google hazretlerine hikâyesi olan markalar diye sorgulattığımda neredeyse bütün otomobil markalarının ve dahi bildiğiniz diğerlerinin hikâyeleri çıkıyor. Türk marka olarak ise K.V.K , BEYMEN ve VAKKO aklımda kalanlar… Bir elin parmaklarını geçmiyorlar yani. Oysa şimdi anlat deseniz bir çırpıda en az 10 otomobil markasının kuruluş ya da logo hikâyesini anlatabilirim. Otomobil markası olmasa da hemen aklıma Adi Dassler geldi bile. Kardeş kardeşe rekabet iki süper marka yaratmış. Kardeş rekabeti de dünyanın en klişe hikâyesi değilse ben de n’olayım! Bizde bir hikâye var, adam bir vuruşta boğa deviriyor, Dede Korkut gelip ismini “Boğaç” koyuyor. Hele bir otomobilimiz var ki ortada bir ürün yok, marka hâlâ yaşıyor. Devrim! (Devrim’in de marka olmadığı iddia edilebilir. O zaman neden bir resmi internet sitesi var? devrimotomobilleri.com) Filmini yaptılar. Tamam, biraz sıradışı bir örnek ama sonuçta helva yapıyoruz. Damağımızda kalan tattır önemli olan. Buradan hareketle bu ayki konu başlığını da hesaba katarak Devrim hikâyesini şöyle de okuyamaz mıyız? Bir marka, hikâyesi varsa eğer, fiilen olmasa bile ruhen yaşıyor demektir. Bedenini satamadık ama ruhu hâlâ bizimle. Yani hikâye dediğimiz şey aslında markanın ruhudur. Devrim’inki sonu tatsız biten bir hikâye olabilir. Ancak, tatsız biten bir hikâye bile, seri üretimi yapılamamış bir otomobili yarı efsane yapmaya yetiyorsa?..

O zaman toparlayalım. Bizim firmalarımız da kendi hikâyelerini anlatmaya biraz daha önem verirlerse, bir vuruşta boğayı devirecek güçte etki yaratabilirler bence. Hikâye anlatmak bizim genlerimizde var.

DİĞER ÖNDER ÖNCEL YAZILARI

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol