İnternet: Yeni savaş alanı
İnternetin şafağında dile getirilen öngörüler gerçekleşiyor: İnternet giderek bir savaş alanı haline geliyor. Dijital öncüler yerini dijital yerlilere bırakmaya, yani internet nüfusu fiziksel dünyayla örtüşmeye başladığından bu yana hükümetler, uluslararası kuruluşlar, kurumsal dünya ve internet vatandaşları, “netdaşlar” bu alanın egemenliği için kıyasıya bir mücadele içinde. Elektronik casusluktan sistem saldırılarına, gözetim tekniklerinden erişim engellemeye, sansür ve filtre çabalarından interneti ulusal sınırlar içerisine kapatma veya BM türü uluslararası bir otorite oluşturma sevdasına, devletler ve endüstriyel kompleks her yolu deniyor. Bunun karşısında da, ağın gayrimerkezi yapısından güç alan mahremiyet koruma, anonimleştirme, kriptolama, sanal veri limanları, derin ağ gibi “görünmez internet projeleri”, yani savunma hattı ve çok çeşitli karşı saldırı teknikleri netdaşların kullanımına açık.
Elektronik Ufuklar Vakfı’nın kurucularından ve ağ toplumunun öncü teorisyenlerinden John Perry Barlow, 1996’da “Siber Mekanın Bağımsızlık Bildirgesi”ni yayınladığından beri, bu yeni evrenin bir çatışma alanı olacağını öngörüyordu. Bildirgenin ilk satırları zaten bir savaş ilanı gibiydi: “Endüstriyel dünyanın hükümetleri, siz etten ve çelikten yapılmış yorgun devler, ben Siber Mekan’dan, zihnin yeni evinden geliyorum. Gelecek adına, geçmişten gelen sizlerden bizi rahat bırakmanızı istiyorum. Aramıza hoş gelmediniz. Bir araya geldiğimiz bu yerde sizin hiçbir egemenliğiniz yok.” Bu satırlar, çoğu akademisyen ve medya tarafından “hayalcilik” ve “siber ütopyacılık” olarak nitelenmişti. İnternetin giderek kurumsal bir yapıya bürünmesi, ardı ardına gelen baskıcı düzenlemeler de onları haklı çıkarır gibiydi.
Ama birileri bu “hayalperestleri” ciddiye almıştı: “Derin kuruluş” RAND, 1997’de John Arquilla ve David Ronfeldt’in bir raporunu yayınladı: “Athena’nın Kampında” 2001’de ise aynı ikiliden bir başka rapor geldi: “Ağlar ve Ağ Savaşları: Terör, Suç ve Militanlığın Geleceği”. Bu raporlar, ABD’nin, gerek diğer devletlere, gerekse her türlü muhalif inisiyatife karşı bir enformasyon savaşına hazırlandığını gösteriyordu.
Nitekim Barlow, 2010 sonunda, Wikileaks yayınlarına karşı ilk saldırılar ve savunma hareketleri başladığında Twitter’dan şu mesajı geçmişti: “İlk ciddi enformasyon savaşı başladı. Savaş alanı Wikileaks, sizler de ordularsınız.” Hemen ardından Arap isyanları patlak verdi. Özelikle sosyal medya, P2P ve I2P, “Freenet”, “Tor / onionspace”, “HavenCo” gibi, internetin denetim dışı “karanlık” yüzü, her türden muhalif sivil hareketin ayrıcalıklı platformlarından biri haline geldi. Aslında, kripto anarşistler, “hactivist”ler, siber punklar vb. internetin başından beri oradaydılar zaten. Zapatistalar, Seattle DTÖ protestoları, Filipinler sanal mitingleri vb. yaşanmıştı. Ama bu hareketlerin kitlelerle buluşmaları için zaman geçmesi gerekti.
Bu gelişmeler, devletler ve endüstriyel kompleksleri ürküttü elbette; ama öte yandan yıllardır da bugünlere hazırlanıyorlardı. Cephanelikleri, sadece ifade özgürlüğü, mahremiyet ve bilgi edinme hakkı karşıtı düzenlemelerden, “bulut bilgiişlem”, telif hakkı lobileri gibi kurumsallaştırma, ticarileştirme ve merkezileştirme çalışmalarından ibaret değil: “Derin paket denetimi” (DPI), kuantum kripto kırma çalışmaları gibi yasadışı dinleme ve izleme teknolojilerinden Çin (Ateş) Seddi, zorunlu filtreleme, hizmet sağlayıcıları üzerinden merkezi denetime pek çok saldırgan girişim de var, başvurulan yöntemler arasında.
Bir yandan da, ABD yönetiminin iki yıldır bilinçli bir şekilde yürüttüğü dezenformasyon faaliyetinde örneğini gördüğümüz gibi, hükümetler interneti ve bu arada dijital aktivizmi zaten denetim altında tuttukları, fonladıkları, kullandıkları yolunda verimli bir komplo teorisi zemini yaratıyorlar. Amaç, bu platformları kullanan muhalif hareketleri itibarsızlaştırmak.
Ama gerçek çok başka: Ürküyorlar; çünkü ipin ucunu çoktan ellerinden kaçırdılar ve çabaları, ister sözde hukuki ister teknolojik olsun, anında boşa çıkarılıyor. Buna, Ahmet Şık’ın basılmadan yok edilmek istenen kitabı “İmamın Ordusu” internetten okunma rekorları kırdığında, bu sivil itaatsizlik eyleminde de tanık olduk.
Çıta giderek yükseliyor: Artık “Büyük Birader”in her adımı “küçük biraderler” tarafından izleniyor ve hiçbir şey gizli kalmıyor! Dezenformasyonla enformasyon, gösteri ile hakikat arasındaki bu savaşın cephesi ise sadece ağlar değil, zihinlerimiz.
Dr. Özgür Uçkan
İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi
DİĞER ÖZGÜR UÇKAN YAZILARI
- SOPA’nın ucu hepimize dokunacak!
- “Güvenliği” özgürlükle satın almak
- Arap Baharı, “Los Indignados”, #OccupyWallStreet...
- Medya ve “Kanaat Yönetimi”
- Denizyıldızı ve örümcek
- 22 Ağustos: Türkiye internetinin kara deliği
- Ulus-devletlerin son savaş alanı: İnternet
- Turkey Wide Web (http://tww.btk.gov)
- “Yeni Medya Düzeni” hakkında bir öngörü
- “Arap Baharı”: Halkın (ağ) gücü


Yorumunuz gönderiliyor...
Yorum yazın