İpsizin Memed’le başladı çekim…
Ahmet Amcam, öz amcam, 75 yaşlarında, hayli nüktedan, bi o kadar zeki bir Anadolu köylüsüdür. İlkokul mezunu mudur, emin değilim, ama okuma yazması vardır, bilirim. Merzifon’un Karamustafapaşa Köyü’nün Deli Ahmet’idir o, bunu da bütün köy bilir.
Deliliği de bıçkınlığından, delikanlılığından. Aslında sevgili amcam, ramazan gelecek ve oruç tutacağız heyecanı üzerine iki gün uyuyamayacak kadar naif, namuslu ve mümin, benim gıpta edip hayranlıkla dinlediğim bir ülkem köylüsüdür.
Beş yıl kadar öncesiydi, o tarafa yolum düşmüştü. Onu görmeden geçmek olmazdı. Benim deli amcam, o bıçkın edasından çıkmış, nasıl olduysa bir kuzuya dönmüştü. Neler olduğunu anlamaya çalışırken, o bi taraftan gülüyor, diğer taraftan başka hiçbir yerde duymadığım kendine has küfürleriyle anlatıyordu.
“Yeğen, geçenlerde köye bi adam geldiydi cipiynen, Bakırköy’de diş teknisyeniymiş, epiy okumuş adam yani. Köyün kavesindeydük, köylüye dedi ki, ne gidip bi dünya para verceniz; ben acısız zahmetsiz çekerim dişinizi, sonra alırım ölçünüzü, hepinize toptan damak yaparız. Hem de çok ucuza gelir.”
Marquez romanlarından uyarlanmış bir film sahnesi izler gibi izliyorum amcamı. Anlatırken de dişler eksik ya, öyle hoş bi edayla anlatıyor ki, o bıçkın ihtiyar ayrı bi sevimli görünüyor gözüme. Ben şaşkınlığımı gizlemeye çalışırken, o bir iştahla devam ediyor.
“E, inandık biz hep aynı kafa. Köylü adamız biz evlat. Bilmezsin sen, köylü adam kurnaz olur. Ah, ah! Hizmet ayağımıza gelmiş. Ucuza da halletcez. Önce, İpsizin Memed’le başladı çekim. Baktık, gıkı çıkmadı bizim hanım evladı Memed’in. Bi tatlıdır ki canı, inanmazsın. Derken Kapusuzun Ahmet geçti sıraya… Ardından ben filan derken, üç saatin içinde herhal bi yirmi kişi varuduk toplam, hepimizin işi bitti. Diş başına da ucuz bi para ödedüydük. Hakkaten adam dişleri önümüze kodu da, ruhumuz duymadı emme… O gözden gayboldu, daha akşam ezanı kavuşmadan köyün meydanından bi feryat koptu da, aha buradan beri taa Amasya’dan duyuldu diyolar.”
Sonrası, sonrasını siz tahmin etmişsinizdir. Amcamlara Amasya’dan uzman diş hekimi bulup sağlık sorunlarını bi şekliyle hallettik.
Bu mesele geçen gün bir yönetmen arkadaşımla sohbet ederken geldi aklıma. Sevgili yönetmenim, İstanbul’a gelirken uçakta tesadüfen tanık olduğu bir diyaloğu aktarıyordu bana…
Anadolu’nun bir kentinde aynı kategoride ürün üreten iki markanın sahipleri uçakta karşılaşıyorlar. Diyor ki A markasının sahibi rakibine, Anadolu nezaketiyle “Reklamınızı gördüm tevede, elinize sağlık çok güzel olmuş.” B markasının sahibinin cevabı ise aynen şöyle: “Evet, sağol. Arjantinli bi yönetmene çektirdik de!” A markasının sahibi rakibi karşısında geri mi kalacak, yapıştırıyor cevabı: “Belli… Biz de bi Brezilyalı yönetmen bakıyoz.”
Hepiniz bilirsiniz, Brezilya’nın yönetmeni çok meşhurdur.
Şaka bir yana, içi acıyor insanın… Çünkü birileri Anadolu’da ha bire diş çekiyor… Hem de bütün Türkiye’nin umudu, gururu olan gencecik “Anadolu Arslanları”nın dişlerini… Sonrasında yaşanan acı dolu feryatlar ise ta buralara, İstanbullara kadar geliyor. Hepimiz çaresizce izliyoruz olanları…
Oysa, bu arslanlar büyüyecek, uluslararası pazarda rekabet edecek, “dünya markası” olacaklar… Katma değer üretecekler, böylece ihracatımız ve gayrisafi milli hasılamız büyüyecek… Sonunda da biz; dünyanın önemli, itibarlı ekonomilerinden biri olacağız, yakın gelecekte…
Gece geç saatlerde, ölçülmeyen kanallarda yayımlanan reklam kuşaklarını izledikçe ya da maç aralarında ortaya fırlayıp kaybolan reklam spotlarını gördükçe tekrar geçiyorum kütüphanemin önüne, yeniden elime alıyorum ders kitaplarımdan birini… Artık elime ne geçerse… Kotler, Porter, Keller… Gelişmekte Olan Pazarlar, Rekabet Analizi veya benzer şeyler…
Aklıma Ahmet Amcam geliyor, Anadolu’nun Genç Arslanları geliyor. Kendime şunu telkin ediyorum. Çok çalışman lazım, çok çalışmak lazım, çok…
Ertesi sabah ajansa yine heyecanla, coşkuyla ve umutla geliyorum.


Yorumunuz gönderiliyor...
Yorum yazın