http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

CANAN ÖZSOY
CANAN ÖZSOY
14 Aralık 2010
0 Yorum

PAYLAŞ

Japonya ve lüks marka tutkusu


Geçen ay görmediğimiz, gitmediğimiz yeni bir rota ararken madem “2010 Türkiye’de Japonya Yılı” amaca uygun bir gezi olsun; biz de Japonya’yı görelim dedik.

Japonya ve Türkiye arasındaki dostluk bu yıl 120. yılına ulaştı.

Gerek Ertuğrul Fırkateyni faciası gerekse İran-Irak savaşı sırasında THY uçağının Japonları kurtarması gibi iki ülkenin dostluğunu sembolize eden ünlü tarihsel sahneler sık sık konu edilmektedir. Her iki olayda da ortak olan şey, zor şartlar altında hiçbir paye ve karşılık beklemeksizin, yakınındaki insanları gönüllü olarak kurtaran her iki ulusun atalarının gösterdikleri cesaret ve vefadır.

Bizim kuşakta, rahmetli Barış Manço sayesinde, Japonlar tarafından ne kadar sevildiğimize bizzat 7’den 77’ye programlarında tanık olmuş; sonrasında İlhan Mansız’a gösterdikleri sevgi seline daha bir sempatiyle bakmışızdır.

Gelelim Japonya’daki tecrübelerime. Bir iletişimci olarak Japonya’ya gitmeden önce kafamdaki konumlandırmayla, ülkeyi gördükten sonraki konumlandırma çok farklı oldu.

İkilemler Ülkesi Japonya: Ülkede; modernizm – gelenekçilik, milliyetçilik – evrensellik gibi ikili karşıtlıkları bol miktarda görmek bazen insanı hayrete düşürüyor.

Metro ve trenlerde gözlemlediğim kadarıyla Japon halkı da turistlere ilginç gelebilecek hareketler sergiliyorlar. Metroda birbirine bakmak Japon geleneklerine göre ayıp sayıldığı için insanlar, gözlerini kapatıp -uyumasalar bile- uyuyor numarası yapıyor. Uyuduğunu düşündüğüm birçok kişinin, ineceği durağa gelince birden gözünü açıp trenden indiğini görünce şaşkınlığım bir kat daha arttı; uyurken ineceği durağı nasıl bildi de tam vaktinde uyandı diye! Meğer saygıdan uyuyor gibi yapıyorlarmış.

İnsanlar tren gelmeden önce, kapının açılma noktalarında, arkaya doğru tek sıra halinde diziliyorlar. Hatta trende sadece kadınların binebileceği, pembe yapıştırmalarla kaplanmış ve vagonun duracağı noktada “only for women” (yalnızca bayanlar için) yazan alanlar var. Pozitif ayrımcılığın ta kendisi!
Domuz gribinin insan sağlığı için tehdit oluşturmaya başlamasından sonra kullanımının alışkanlık haline geldiğini tahmin ettiğim disposal maskeler, Japonya’da o kadar yaygın ki insanlar, büfelerden kağıt mendil alır gibi hijyen sağlayıcı bu maskeleri satın alıp kullanıyorlar.

Hafta içi bir iş günü, akşam saatinde, cep telefonu ile konuşmanın yasak olduğu metroda yan yana duran kalabalık, çıt çıkarmadan gözleri kapalı bir şekilde yolculuk ederken yine aynı kalabalıktan birileri, abartılı ve süslü kıyafetleri, perukları ya da garip saç modelleriyle çıkışta karaoke barlara gidip, çılgınca dans edip, şarkı söyleyip sonra da geceyi bir parkta dağıtmış olarak tamamlayabiliyor. Karaoke barlar, Japonlar’ın özgürlük alanları anlaşılan.

Gökdelenlerin Gölgesinde Tapınaklar Ülkesi: Tapınakların yapımında, maneviyatı yüksek tavanlar ve gösterişli süslemeler yerine, doğallık ve sadelik öylesine ön plana çıkartılmış ki Japonya’daki tapınaklar, doğanın içinde inşa edilmiş. Tapınaklarda dikkat çekecek veya dikkati dağıtacak hiçbir obje kullanılmıyor. Budizm felsefesinin sonsuzluğa açılan kapılarını ve yaşama şeklini iliklerine kadar hissetmek isteyenler için oldukça sade olarak tasarlanmış. Tapınaklarla ilgili önemli bir detay da tapınak bahçesinin, ibadet yerinin en önemli öğesi olması. Japonlara göre ibadet yerleri, meditasyona izin verdiği ve doğanın bir parçası olduğu sürece anlam kazanıyor. Dağlardan tapınak bahçesine inen suyun akışı asla değiştirilemiyor ve Japon doğasına aykırı hiçbir öğe, bahçede kendine yer bulamıyor.

Görsel Bir Şölen: Simgelemenin oldukça popüler olduğu bu ülkede her iş yerinin bir logosu var. Japon alfabesinin özünde simgelemeye dayanması da belki bunda etkendir. Ayrıca kendilerine has olan font ve kaligrafi çalışmaları da çok başarılı.

Tokyo’nun elektronik ve bilgisayar oyunları merkezi Akihabara semtinde, logo bombardımanının durumu başlı başına bir inceleme konusu. Tapınakların aksine, o bölgedeki süslemelerin hangi boyutlara ulaştığı ise görülmeye değer.

Japonlar ve Lüks Marka Tutkusu: Tren istasyonlarında rastladığım, en sıradan gözüken insanlarda bile lüks çanta, lüks ayakkabı ve lüks eşyaların kullanımının ne denli yaygın olduğu kolaylıkla gözlemlenebilir. Louis Vuitton, Prada, Chanel, Burberrys ve Gucci gibi ünlü markaların bu kadar yaygın olduğu başka bir ülke görülmemiştir sanırım. Bu ülkede, lüks eşya tutkusu tuhaf bir hastalık gibi…

Lüks markalar, satışta doyum noktasına Japonya’da ulaşmış diyebiliriz. Yaklaşık 15 yıl önce Paris’te Louis Vuitton Mağazası’nın kapı girişi önünde çanta almak için sıraya girmiş Japon turistlere tanık olmuş ve onları anlamakta zorluk çekmiştim. En az 2.000, 3.000 Euro’luk çantalardan satın alabilmek için sabahın köründe kuyruğa girdikleri için… Japonya’da yaşam o kadar pahalı ki ancak ülkeyi gördükten sonra anlayabildim Londra’dayken Burberry’s atkıları beşer onar kapışmalarını. Avrupalı olma özentisi inanılmaz boyutlara ulaşmış durumda. Japonlar’ın hem ipek kimonolarına gösterdikleri sadakat hem de Avrupa markalarına olan düşkünlükleri ülkedeki diğer çelişkilerden biri.

Lüks marka kategorisindeki birçok ürünü bir arada görünce çoğu ürün benim gözümde birden sıradanlaşıverdi ve üzerimdeki bütün etkilerini kaybettiler. Lüks marka pazarlama uzmanları bunun önlemini bir an önce almalı!

Japonya seyahati için notlar : Birikmiş millerle bedava seyahat etmeyi sevenler için Japonya’ya THY’nin miles&smiles kısıtlı mil tarifesinden bilet bulmak çok zor değil. THY, ikram ve güleryüzlü hizmetiyle Japonya’ya giderken mükemmel bir tercih.

DİĞER CANAN ÖZSOY YAZILARI

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol