O sadece bir bağlaçtır çünkü…
Arkasından genellikle noktalama işareti gelmez. Bir ünlem, bir nokta, iki nokta, virgül gelmez, ama arkasından çok şey gelir. Mutlaka gelir biliriz, bekleriz.
Bekletir bizi her zaman. Ve kimi zaman heyecanlandırır, meraklandırır, şaşırtır, kimi zaman en ikna edici cümlecik gelir peşinden ya da en kahredici ifade, en umutlu olduğumuz cümle devam eder.
Bazen, ardından geleni çok iyi bilsek dahi cümle tamamlansın isteriz. Bu yüzden kendi cevabını kendisi ile sorarız. İşte orada o anda seni gördüm ve…
Ve?
Devam etmeniz gerektiğini, durulmaması gerektiğini söyler. Yoksa, yoksa yarım kalır her şey, anlamlar, yargılar, heyecan ya da coşku dolu her ne varsa arkasında yarım kalır. Oysa bilirsiniz, hiçbirimiz yarım kalmaları sevmeyiz.
“Ve” kimi zaman gösterişli bir sunuşun, bir kreşendonun finalini tamamlayan en önemli kelimedir. “Veeeeee işte!” diye devam eder sunan. Coşku, heyecan, merak gibi bir sürü karmakarışık hale gelmiş duygunun en yükseğe ulaştığı andır o an. O ana öncülük eder de hiç dikkat çekmez.
“…ve seni seviyorum” geliverir aniden.
Bazen bir bitişi tamamlar… “Ve gitti.”
Derin bir iç çekişin ardından, yeniden başlarken akmaya, aklımız, ruhumuz, cüret ile cesaretimiz farkına bile varmadan seçeriz; “Ve yolculuk devam ediyor.” gibi mesela…
Beklemelerin her türlüsü kötüdür, biliriz, ama bir istisnası vardır “ve”den sonraki beklemelerin. Çünkü çok uzun sürmez bu bekleme. Hiçbir cümle “ve” ile bitmez, bitmemiştir, bitmeyecektir, bunu da biliriz.
Bu yüzden o olduğu sürece yaşam bitmez. Devam eder, biliriz. O olmazsa hayat akmaz, ahenk bozulur. Kelimeler takılır durur boğazımıza, anlamlar, ilgiler, bilgiler yürümez bir türlü.
Onsuz olmaz ama varlığının farkına bile varılmaz. Önemsenmez bir sürü sıfat, fiil, zarf arasında. O sadece bir bağlaçtır çünkü, duyguların, yargıların, fiillerin, sıfatların arasında kaybolup giden.
Hiçbir duygu taşımaz. Öyle sanırız. Eylem ifade etmez, bir hareket, gösteriş, sonuç da söylemez. Kendisine ait bir bilgi taşımaz mesela, dışa dönük bir tavır içinde görürüz onu, ama en içe kapanık kelimesidir aslında bütün anlatımların.
Ona yaptığımız haksızlıklara da pek dikkat etmeyiz. Şiir gibi, şarkı gibi değerli, eğlenceli ifadelerin arasına onu pek sokmamaya gayret ederiz. Anlatımın gücünü eksilttiğini düşünür, “sıradan” olanın orada yeri olmadığını iddia ederiz.
Mesela bir paragrafın tüm kelimelerini aramızda bölüşsek hiçbirimiz “ve”yi almayız. En sona o kalır.
Bugüne değin dilbilgisi kitaplarından başka bir yerde ondan bahsedildiği de pek olmamıştır herhalde, ama o buna aldırmaz.
Üstelik yerini hiçbir bağlaç tam olarak karşılamaz, ikame edilenler onun kadar becerikli değildir çoğu zaman.
Ondan bir yazıya başlık bile olmaz da, ondan sonsuz bir yazı olur, ardında güneşin doğup battığı her yerde yaşanmış, yaşanacak olanların anlatıldığı ya da anlatılacağı.
Bize en yakın olanlara, en sevdiklerimize benzer bu yüzden…
Varlığı, yokluğunda fark edilen…
Ama tıpkı onlar gibi en son yok olandır diğer yandan…
Hiç vefa beklentisi yoktur.
Kıymet bilinsin bilinmesin, fark etmez.
Değerinin yokluğundan başka tarifi, anlaşılması yoktur.
İşte bu yüzden burada, bu yazıda, kendi dışında bir nedenle kullanılmamıştır.


1 Yorum
21 Haziran 2010 22:46
Gennaration Gazetesi | VS Magazin
[...] A. UĞUR ALPARSLAN O sadece bir bağlaçtır çünkü… [...]
Yorumunuz gönderiliyor...
Yorum yazın