Reklamcı olmak için “reklam eğitimi” gerekiyor mu?
Başlıkta sorduğum soruya reklam eğitimine yaklaşık 25 yılını vermiş bir akademisyen olarak “Hayır” dememi beklemiyorsunuz sanırım.
Dikkat ederseniz “eğitim” diye sormadım sorumu…
Özellikle “reklam eğitimi” dedim.
Burada sözünü ettiğim de reklam ajansı, ya da dijital ajans sahipliği değil. Ajans sahipliği işi bir girişimcilik, bir işletmecilik, bir sermaye işi…
Bu alanı kârlı gören biri, çok rahatlıkla lokanta açacağı yerde reklam ajansı da kurabilir. Lokanta açtığında mutfağa geçip yemek yapmayacağına göre…
Ya ne yapacak? Tabii ki iyi yemek yapan birini bulup mutfağa geçirecek. Mutfakta da çeşitli çeşitli ustalara gereksinim var. Tatlı ustası, zeytinyağlı ustası, salata ustası, ızgara ustası…
Reklam ajansındaki stratejist, metin yazarı, grafiker, medya planlamacı, araştırmacı, yaratıcı yönetmen gibi bir şey bunlar…
Lokanta örneğinde devam edecek olursak artık şeflerin bile İsviçre’den mezun olanları, okullu olanları tercih ediliyor. Şef antropolog olabilir, ama yemek yapabilmesi için bir yemek okuluna gitmesi şart!
Reklam ajanslarında durum ne peki?
Tabii ki hepsi eğitimli çocukları tercih ediyorlar diyeceksiniz.
Nitekim MediaCat’in Mart 2010 sayısında yayınlanan araştırma sonuçları gösteriyor ki reklam yaratıcılarının % 3.7’si lise, % 76.8’i lisans, % 19.5’i de yüksek lisans mezunu…
Her şey okumuş olabilirler. İçlerinde arkeoloji mezunu da vardır, uluslararası ilişkiler mezunu da, mühendis de, doktor da…
Elimizde veri yok, ama ağırlığın işletme, iletişim, iktisat, pazarlama, güzel sanatlar ve yabancı dillerde olduğunu düşünüyorum. Ama “reklam eğitimi” alanlarının sayısı çok az…
Ne demek reklam eğitimi almak?
Reklam eğitimi almak demek reklamcılık alanının en önemli üç uluslararası akademik hakemli dergisini okuyacak kadar reklamın çalışma konularını ve araştırmasını bilmek demek…
Hangi dergiler?
- Journal of Advertising (JA)
- Journal of Advertising Research (JAR)
- Journal of Current Issues & Research in Advertising (JCIRA)
İlk ikisi yılda dört kez yayınlanır, sonuncusu iki kez…
Üçünün de son sayılarından birer makale örneği vereyim:
Using Humor in Conjunction with Negative Consequences in Advertising (Reklamda Negatif Sonuçlarıyla İlgili Olarak Mizahın Kullanımı) (JCIRA, Fall, 2009).
Advergames (Reklamoyun) (JA, Spring, 2010).
The Effectiveness of Combining Online and Print Advertisement (Online ve Basılı Reklamların Birlikte Kullanımının Etkililiği) (JAR, Sep. 2009).
Bu üç makaleyi de okumak için önce reklam alanıyla genel kuram bilgisine, daha sonra ileri araştırma bilgisine sahip olmanız gerekir.
Bu makaleleri okuyamazsanız işletme, pazarlama, arkeoloji eğitimi almış olabilirsiniz, ama reklam eğitimi almış sayılmazsınız.
Yani okullu değil, alaylısınızdır.
Eğer reklamcılar reklam eğitimi alır, bu makaleleri okur hale gelirlerse işte o zaman boru reklamında “sıfır hata” demek için Erman Toroğlu’nu kullanmazlar!
Bu kadar boşa giden reklam, relamverenin parasını çarçur eden reklam yapmazlar.
Emin olun yapmazlar. Biliyorum.
Reflü şikayetiyle gittiğiniz bir doktorun en azından uzman olduğu konuda en son çıkan hakemli dergileri okuyabilecek kadar konuyu yakından takip etmesini istemez misiniz?
Bir reklamverenin de bir reklam ajansı çalışanından beklentisi neden aynı olmasın!
Kendinize sorun, reklamveren olsanız sizin ajansla çalışır mıydınız?
Bilgiyle bezenmiş yaratıcılıktır reklamcılık…
Reklam eğitimi şart!
Prof. Dr. Ali Atıf Bir
Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi


10 Yorum
16 Nisan 2010 21:05
Emre Şan
Verilen “boru” örneğinde mesajın “0 hata” olduğunu tek başına hatırlamak ve bu reklam filminin sadece fabrika, üretim tesisi, yeni teknoloji gösterimi yaparak yeniden seyredilme değeri kazanması mümkün mü? Burada “ünlü”, “sözüne güvenilen”, ve/veya halk tarafından “sevilen” figüranların ağzından mesajın doğrudan hedefe iletilmesi kötü bir reklamcılık anlayışı mıdır? Reklamın, bu örnekteki ürünün hedef kitlesinin aklında yer edebilecek çok keskin bir fikir ve belki çok yaratıcı bir yol denenmiş olsa, reklam veren için bu tatmin edici bir reklam kampanyası mı olurdu sizce? Bahsettiğiniz reklam eğitimi almış reklamcıların sayısal verilerini reklamın hedef kitlesine bakarak güncellediğinizde Televizyon seyircisinin o vasıflarla oluşturulmuş size göre “Erman Töroğlu” suz bir reklam filmini anlayabileceği veya hatırlayabileceği bir anlam taşıması mümkün mü? Bu biraz da reklamın ulaşacağı kitlenin eğitim düzeyine ve algı seviyesine göre biz nevi nabız/şerbet gözetmesi değil midir? Reklam veren için veya reklamı üreten ajansın bu noktada başarılı olup olmadığın belirlemek adına kıstas nedir? Uzun vadede üretilen reklamın planlandığı gibi kitlesine etkisini bilerek ve isteyerek manipüle edecek kadar bilinçli olması mı? yoksa reklamda oynayan kişinin üzerine kurulu bir mizansenin sığ olmasına karşın reklamın hatırlanabilmesini sağlamak mı? Tam olarak buradaki kriter neyi belirliyor? Reklam eğitimi almış olan bir kalemden çıkmış ya da zihinden çıkmış reklam ile olmayanın farkını anlayabilecek bir kitle olduğunu sanmıyorum TV karşısında. Eğitimli bir beynin ortaya koyduğu değerin amacına ulaşması için iletişimin diğer ucunda da bunu karşılayabilecek bir hedef olması gerektiğini düşünüyorum. Bunu bilgisi olmadığı halde son teknoloji bir bilgisayar edinip sadece soliter oynamak ile ilgilenen bir kişinin hissettiklerine benzetiyorum. Anlayabilecek kadar vakıf olsa idi arz’ı dengelerdi diye düşünüyorum.
19 Nisan 2010 13:11
Ordinaryunus / Yunus Baran
Keyifle okudum, aynı fikirleri paylaşıyorum. Teşekkür ederim.
20 Nisan 2010 00:26
Sosyal Medya
Enfes bir yazı olmuş. Ali Atıf Bey’in fikirlerini pek tutmam, çoğuna katılmam ama bu yazısına katılmamak mümkün değil. Teşekkürler.
17 Mayıs 2010 10:59
Böke Yüzgen
Bence beyefendi üniversitesine müşteri toplamaya çalışıyor. Müşteri diyorum, çünkü özel bir üniversitede çalışıyor. Bileğimin hakkıyla üniversite kazanıp, reklamcılık okumuş ve yıllarca yapmış biri olarak, kendisine katılmıyorum. Üniversite insana bilgiye ulaşmayı öğretir. Üniversite insanı reklamcı, avukat veya doktor yapmaz. Özellikle tıp doktoruna gittiğimde, diplomasında özel bir üniversiteden mezun olduğunu görürsem, arkama bakmadan kaçarım. İnsanın içinde istek varsa ve bilgiye ulaşmayı biliyorsa, öğrenir. “Herkes beyefendiden reklamcılık eğitimi almak için üniversiteye tomarla para verecek.” diye bir kural yok. Gençler bunları okuyup yanılmasın.
13 Haziran 2010 21:39
kadir
Sevgili Böke Yüzgen arkadaşıma katılıyorum…
Yukarı perdeden atmaya nasıl da bayılıyorsun hoca… Yıllardır bu ülkede emek veren, ekmeğini bu yolda kazanmak için her türlü acıyı çeken insanlar, sırf sizler pastanın kaymağını yiyeceksiniz diye, işlerini güçlerini bırakıp, tonlarca para vererek sizi zengin etmek adına sizin derslerinizi almak zorundadırlar. Değil mi? Reklamcı dediğin, sizlerin ‘üniversite’ dediğiniz tezgahlardan geçmeli, sizin çizdiğiniz -sığlıkla- üretim sandığı safsataları tüketiciye yedirmeli, siz de yaptığınız işlerle övünmelisiniz…
İşler sizin kalıplarınıza uymuyorsa, (daha doğrusu sizin marangozhaneden çıkmış kereste değilse) vay haline…
Sayın BİR!
İletişim Fakültesinde okudum. Yıllardır reklam pazarının içinde cebelleşiyorum. Size en ufak bir yakınlığım, samimiyetim, husumetim vs olmadı. Ama ne zaman pis bir ilişkiye şahit olsam siz ve türevlerinizle karşılaştım. Siz beni hatırlamayacak kadar yukardan bakıyorsunuz ya, Türk Lirasıyla 5 (Beş) kuruş etmez meseleler üzerinde konuşup ahkam kesiyorsunuz…
Üniversite adamı reklamcı yapmaz. Reklamcı piyasada olunur. Öğrenilir. Sokaktaki adamı tanıyarak, piyasa işleri yapıp sürünerek, zarar ederek, itilip kakılarak… Sizin okullarınızda değil!!!
01 July 2010 14:25 pm
Bilal ÖZ
Kadir bey ağzınıza sağlık. Harika bir yorum. Teprikler.
19 Haziran 2010 12:20
A. SELİM TUNCER
Reklam eğitiminin önemine vurgu yapan bir yazıdan nasıl bu kadar komplo teorisi üretiyoruz, anlayamadım. Ve bu yazıdan Bir’in “Gel benim üniversitemde oku.” demek istediğini nasıl çıkarsıyoruz? İlgili bir yazım: Marifet uçmakta değil, konmakta!
21 Haziran 2010 22:44
Gennaration Gazetesi | VS Magazin
[...] ALİ ATIF BİR Reklamcı olmak için “reklam eğitimi” gerekiyor mu? [...]
08 Temmuz 2010 20:34
mert turkoglu
Soylediklerinizin bir kismina katilmakla beraber… Genel bakis acisi ile baktigimda katilmiyorum… Sayin Bir ayni dili ve ayni sektorden oldugumuzu dusunerek kisaca bir iki isim vermek istiyorum; Oliviero Toscani, Roger Enrico… mesala Bu piyasin dunya genelindeki aktorlerinden olan insanlarin kitaplarini okudugunuzu var sayarak… diyorum ki; Bugun geralla pazarlama teknigi diye birsey varsa!!! Bu gun direk face to face pazarlama varsa…. Sokaktaki adamin, ailenin, kitlelerin zihinlerini okuyacak, yonlendirecek, koklayacak mantaliteye ve birikime sahip olmak icin sadece universiteli olmak yeterli degildir…. Sunu Yazinizda belirtseydiniz ne ben ne de diger yorumclar bu ka kizmayacakti size bence universite yasamin yaninda usta cirak iliskisinin gelisim ve kariyer basarisinda daha etkin olmanizi saglar. iste belkide bu cumle size vermemezi haifletebilirdi…. Universite hayatimin disinda bana en buyuk kazanimi ve birkimi veren buyuk ustalarima ve kursun harfli matbaalar huzurlarinizda bir kere daha tesekkur etmek istiyorum… Universite teknigi ogretir, cizilmis rotayi takip etmemizi tembihler.. Oysa bu oyle bir meslektir ki cizilmis tum cizgilerin ve renklerin ustune bir cizgi cekip kendi cizgisini olusturmaktir eger birde piyasa ekonomisne katkisi varsa bu isin o zaman daha da tabana inerek yerine ve hedef kitlesine gore bazen dunyanin en basit ve en anlasilir, bazende yerine gore en karmasik ve belkide gore bilmek adina ozel gozlukler uretilen reklamlar yapmak gerektigini siz benden daha iyi bilmeniz gerek degil mi hocam….
20 yildan fazladir bu sektordeyim… 8 yildir uluslararasi alanda 4 yil tr de meslegimi icra ettim dunyanin butun kitalarini dolastim ve tasarim egtimi verdim…
son olarak; Cok gezen mi bilir cok okuyan mi bilir, yoksa sadece Atif BIR mi bilir sadece
yazimdaki imla hatalarimdan dolayi simdiden sizlerden ozur dilerim biraz bozulan yazim dilimin huzurunuzda beni bagislamanizi dileyerek
saygilarimi sunarim
27 Kasım 2010 01:17
Ozgur Goral
Ali Atif Bir benim de hocamdir. Bana hic birsey ogretmediyse, hayatta eglenmeyi, keyifli olmayi ogretti… ama bir o kadar da ciddi ve disiplinliydi…
Tarzini hep sevdim, yazilarini da…
Tesadufen karsilastigim bu web sitesinde, bu yazisini okudum, ne kadar dogru bir noktaya ne kadar tatli bir sekilde bastigini dusundum… ama sonraaa.. altindaki onu elestiren yorumlari okuyunca ne kadar kazma bir toplumda yasadigimizi bir daha hatirlayiverdim…
Adam diyor ki, arastirin, ve diyor ki dogru kaynaklar bunlar…. bunlardan ogrenin…. buna karsilik siz ne diyorsunuz??? ne dediginizin bile farkinda degilsiniz…
Ben hocamin ozetle soyledigini bir kez daha paste ediyim:
“Reklam eğitimi almak demek reklamcılık alanının en önemli üç uluslararası akademik hakemli dergisini okuyacak kadar reklamın çalışma konularını ve araştırmasını bilmek demek…”
Bu cumlenin nesini elestiriyorsunuz be kardesim??? :)
Bu arada hocam selamlar… ozlettiniz valla…. :)
Yorumunuz gönderiliyor...
Yorum yazın