http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

BAŞAR KURT
BAŞAR KURT
20 Haziran 2011
0 Yorum

PAYLAŞ

Seleksiyon


Hayatımız seçmekle geçer. Bilerek ya da bilmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek, sonradan pişman olarak ya da olmayarak yaptığımız seçimler şekillendirir hayatımızı. Arkadaşlarımızı seçeriz, film seçeriz, kitap seçeriz, kıyafet seçeriz, yemek seçeriz, kanal seçeriz, ders seçeriz, okul seçeriz, eşimizi seçeriz, işimizi seçeriz. Yarışma programlarında kutu, sandıkta parti, manavda karpuz seçeriz.

Hayat, eğer çok şanslı değilsek, “hepsi” seçeneğini pek sunmaz bize. Önümüze koyduğu çatal çatal seçenekler arasından birini tercih etmemizi dayatır. “Hiçbiri” seçeneği de pek çıkmaz karşımıza. Aslında özgür irademizle bu seçeneği istediğimiz zaman tercih edebiliriz. Ama, o zaman hayatta bir adım bile ilerleyemez, kararsızlık ve ikilemlerle yerimizde sayar dururuz. Ya da sağdan mı, soldan mı gitsem diye düşünürken, bir de bakarız ki ortadaki direğe çarpmışız.

Sonuçta “En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir.” günümüz dünyasında. Hayat, öyle ya da böyle, bir sonraki “level”a geçmek için bir seçim yapmaya zorlar bizi. Yaptığımız seçimlerin yanlış olduğunu gördüğümüzde de aynı “level”ı başka bir seçenekle oynamamıza izin vermez. Çünkü, maalesef geriye sarıp tekrar yaşama şansımız yoktur hayatı.

Geri dönüşü olmayan seçimlerimizle şekillendiririz hayatımızı. Ve yaptığımız her seçimden sonra “acaba” sorusunu mutlaka sorarız zihnimizde kendi kendimize. Çünkü, seçmek, vazgeçmek ya da kaybetmektir aslında. Bir şeyi seçtiğimizde, diğer seçeneklerden vazgeçmiş oluruz. Okumak için bir kitap seçtiğimizde, belki de hayatımızı değiştirecek başka bir kitaptan vazgeçeriz. Bize para kazandıracak bir işi seçtiğimizde, belki de hayatımız boyunca zevkle yapacağımız, ruhumuza daha uygun bir işten vazgeçeriz.

Evleneceğimiz kişiyi seçtiğimizde, belki de çok daha mutlu olacağımız diğer alternatiflerden vazgeçeriz. Bazen çocuk için kariyerden, bazen de kariyer için çocuk yapmaktan vazgeçeriz. Bazen de “Çocuk da yaparım, kariyer de…” şarkısıyla gaza gelip, hayatta “hepsi” seçeneğinin olmadığını unuturuz. Bir de bakarız ki sonuçta “hiçbiri”ni tam olarak yapamamışız.

Seçmek ya da elemek hayatın doğasında vardır. Dış çevreye uyumlu canlılar yaşamlarını devam ettirirken, diğerleri “doğal seleksiyon” ile ayıklanır ve yok olurlar. Ceylanların güçsüz ve yavaş olanlarını aslanlar yok eder. Hayatta kalan hızlı ceylanlar hayatlarına devam ederek ürerler ve genetik olarak daha hızlı bir ceylan nüfusu oluştururlar.

Bu sefer güçsüz ve yavaş aslanlar bu hızlı ceylanları avlayamazlar ve açlıktan ölerek doğal seçilimin kurbanı olurlar. Bir nevi “Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner.” durumu yani…

Doğal seleksiyon, sadece doğada değil; siyasette, ekonomide ve günlük hayatta da “toplumsal seleksiyon” olarak işlemeye devam eder. Güçlü devletler, zayıfları avlarlar. Güçlü ekonomiler zayıfların, büyük şirketler küçüklerin, zenginler, fakirlerin kanını emerek beslenirler. Toplumsal hayata ve düzene uyum sağlayamayan bireyler, çoğunluk ya da güce sahip olanlar tarafından dışlanarak “toplumsal seleksiyonun” kurbanı olurlar. Çoğunluk Bodrum’a giderken, onlar Silivri’ye gitmek zorunda kalırlar.

Toplumsal seleksiyon korkusu; seçimlerimizi belirleyen, onları bizim seçimlerimiz olmaktan çıkaran ve istediğimiz hayatı yaşamamızı engelleyen çok önemli bir faktör. Kaçımız tüm toplumun karşı çıkmasını ya da herkesin fikrine ters düşmeyi göze alarak kendimize göre en doğruyu seçiyoruz?

Maalesef büyük bir kısmımız hayattaki seçimlerimizin çoğunu kendi istek ve düşüncelerimize göre değil, toplumsal kurallara ve dönemsel eğilimlere göre yapıyoruz. İşte en büyük hatayı da burada yapıyoruz. Başkalarının bizim için planladığı hayatı yaşamayı seçerken; özgürlüğümüzden, hür irademizden ve benliğimizden vazgeçiyoruz.

Ama unutmamak gerekir ki toplumsal seleksiyon da doğal seleksiyonun bir parçası ve uzun vadede onun kurallarına göre işliyor. Yani, aslında her zaman güçlüler kazanmıyor. Milyonlarca yıl dünyaya hakim olan güçlü dinazorlar fosil olurken, küçük tahtakuruları 250 milyon yıldır, yavaş kaplumbağa ise 200 milyon yıldır hala yaşıyor. Yani keser dönüyor, sap dönüyor; gün geliyor hesap dönüyor.

DİĞER BAŞAR KURT YAZILARI

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol