http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

BAŞAR KURT
BAŞAR KURT
15 Nisan 2010
1 Yorum

PAYLAŞ

Serbest piyasa denizi, büyük balıklar ve şok doktrini


Gennaration’ın bu ayki kapak konusu, Güven Borça’nın “İleri Dönüşüm Kutusu” kitabı… Kitapta yaşadığımız global krizin nedenlerinden biri olarak, piyasada dolaşan para paketlerinin büyümesi gösteriliyor. “Bununla bağlantılı olarak paranın dolaşım hızı da düşüyor ve para toplumun kılcal damarlarına ulaşamıyor” diyor Güven Borça…

Toplumun kılcal damarlarında yer alan küçük esnaf kan ağlıyor. Bakkalları süpermarketler, süpermarketleri hipermarketler yok ediyor. İşçileri de robotlar… Serbest piyasa denizinde büyük balıklar, küçük balıkları hızla tüketiyor. Evet, galiba her şey bu “büyük balıkların” başının altından çıkıyor. Acaba krizlerin, darbelerin, terörün sebebi de onlar mı? Doğal felaketleri bile daha fazla beslenmek ve büyümek için fırsat bilecek kadar canavar ve aç mı bu “büyük balıklar”?.. Burada sözü bir başka değerli yazara bırakıyorum: Kanadalı yazar ve eylemci Naomi Klein’a… “No Logo: Küresel Markalar Hedef Tahtasında” kitabının yazarı. Az önce sorduğum sorulara “evet” cevabı verdiği son kitabının ismi ise “Şok Doktrini: Felaket Kapitalizminin Yükselişi” adını taşıyor.*

Kitap adını 1950’lerin sonlarından itibaren tutukluların sorgulanması ve onlardan bilgi elde edilmesinde bir araç olarak kullanılan “şok terapisinden” alıyor. ABD’li doktor Prof. Ewen Cameron’un geliştirdiği şok terapisi, psikolojik ve fiziksel olarak kişinin gerçekle ilişkisinin kesilerek, arındırılmış belleğine istenen ideal bilgilerin yüklenmesi ile yeni bir kişilik kazanmasını öngörüyor. Naomi Klein, bu şok terapisinin 1970’lerle birlikte toplumsal olarak uygulanmaya başlandığını söylüyor. Elektroşok’un yerini darbeler, kriz, terör ve doğal felaketler alıyor. Toplumların hafızaları bu şoklarla silinerek, “büyük balıkların” yumurtalarını bırakmaları için ideal zeminler hazırlanıyor.

Yıl 1970 Şili… ABD’li şirketlerin büyük kârlar elde ettiği bakır madenleri de dahil olmak üzere ekonominin önemli sektörlerini devletleştirmek isteyen Allende, seçimle iş başına geldi. Muhalif güçlere dışarıdan yapılan milyonlarca dolarlık yatırıma rağmen, 1972 seçimlerinden daha da güçlenerek çıktı. 11 Eylül 1973 sabahı, tanklar ve askerler Başkanlık Sarayı’nı bombalayarak Salvador Allende’yi öldürdü. İlerleyen günlerde yüz bine yakın kişi tutuklandı, yüzlercesi idam edildi, yüzbinlerce kişi ülkeden kaçtı… Toplumun hafızası “şok”la silinmişti. Yönetimi ele alan General Pinochet, enflasyonla mücadele edebilmek için şirket ve bankaları özelleştirerek, devlet harcamalarını kıstı. Yabancı şirketler köşeyi dönerken, yerli üreticiler ve bütün bir orta sınıf yok oldu. Pinochet 1990’da koltuğundan indiğinde işsizlik yüzde 45’e varmıştı. General Pinochet, 91 yaşında yargılanmadan öldü.

1973’te Brezilya ve Uruguay’da, 1976’da Arjantin’de aynı şeyler yaşandı. Naomi Klein değinmese de belki 1980’de Türkiye’de… Serbest piyasa denizindeki tsunami dalgaları Güney Amerika’dan sonra Güney Afrika’yı da vurdu. Güney Afrika’da şu an ülke nüfusunun yüzde 9’unu oluşturan beyazlar arasında 100 bin ailenin geliri yıllık 60 bin doların üzerindeyken, 38 milyonluk zenci nüfus arasında bu oran sadece 5 bin dolar. Demokrasiye geçişi takip eden 10 yılda; 1 milyon siyahi köylünün topraklarına el konuldu, yüzlercesi öldürüldü. Özgürlüğe(!) geçişten bu yana, Güney Afrikalı zenci vatandaşların ömrü 13 sene kısaldı. Daha da ironik olan, 1955 yılında 3 bin delegenin imzasıyla kabul edilen Özgürlük Beratı’nın doğduğu kasaba olan Kliptown’da belediyenin kültür şirketi Blue IQ’nun mahalleyi yıkıp, yoksul halkı oradan sürerek yerine bir “Özgürlük Müzesi” kurmayı planlaması…

Serbest piyasa denizinin tsunami dalgası Polonya, Rusya ve Irak üzerinden ilerleyerek, 2004 yılında Güneydoğu Asya’yı vurdu. Bu sefer benzetme değil, gerçek bir tsunamiyle… Sri Lanka’yı vuran 250 bin kişinin hayatını kaybettiği tsunamiden sonra, dünya halkları büyük bir dayanışma göstererek 13 milyar dolar bağış topladı. Peki bu toplanan paralar evsiz kalan 2,5 milyon kişinin yaralarının sarılması için mi kullanıldı? Maalesef hayır. Sri Lanka halkı, deniz seviyesinden 200 metre yükseklikteki kamplara sıkıştırıldı. Boşalan sahil şeridini hızla 5 yıldızlı oteller kapladı. Toplanan paranın büyük bir çoğunluğu da bu 5 yıldızlı gecekonduların altyapısına harcandı.

“Tsunami”, dünyadaki neredeyse tüm üçüncü dünya ülkelerini dolaştıktan sonra, Katrina Kasırgası’yla doğduğu toprakları da vurdu. New Orleans’da yoksul siyahi ailelerin yaşadığı sosyal konutlar yıkılarak, yerlerine lüks rezidanslar yapıldı ve devlet liselerinin çoğu özelleştirildi.

Naomi Klein, serbest piyasa denizindeki “büyük balıkların” kriz, darbe, terör ve doğal felaketlerle toplumsal hafızalarımızı sildiğini ve yerine ne isterse yazdığını yukarıdaki örnekler gibi daha birçok yaşanan olayla anlatıyor. Çok iyi kurgulanmış ve desteklenmiş bir komplo teorisi deyip geçebiliriz. Ya da hafızalarımızı acaba gerçekten silinmiş mi diye yoklayabiliriz?

1980 darbesini, sanatçı generalimizi ve o yıldan sonra hayatımızda nelerin değiştiğini hatırlıyor musunuz?.. Acaba neden terör sorununun çözümüne her yaklaşıldığında bir terör olayı patlıyor?.. Kriz, Ergenekon ve futboldaki şike skandallarının gündemi salladığı bu günlerde Anayasa değişikliğini yapmanın zamanı mı? Yoksa tam zamanı mı?..

* Naomi Klein’in “Şok Doktrini: Felaket Kapitalizminin Yükselişi” kitabından yola çıkılarak hazırlanan ve kitapla aynı adı taşıyan Michael Winterbottom’un yönetmenliğini yaptığı belgesel, şu an İstanbul Film Festivali NTV Belgesel Kuşağı’nda vizyonda.

 

DİĞER BAŞAR KURT YAZILARI

1 Yorum

21 Haziran 2010 22:55

Gennaration Gazetesi | VS Magazin

[...] BAŞAR KURT Serbest piyasa denizi, büyük balıklar ve şok doktrini [...]

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol