http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

ALİ HAYDAR ARK
ALİ HAYDAR ARK
22 Nisan 2011
0 Yorum

PAYLAŞ

Strateji tipolojileri: Strateji oluşturma kuramı (V)


Strateji tipolojileri ile ilgili incelemeyi, son otuz yıla damgasını vuran Porter’ın rekabetçi stratejilerinin oluşumu ile neticelenen tarihsel süreci önceki yazımızda değerlendirerek sürdürdük. Isac Newton’un “eğer ben diğerlerinden daha öteyi görebildiysem, bunun nedeni benim de diğer devlerin omuzlarına basarak yükselmemdir.” dediği gibi, Porter da kendisinden evvel yapılan çalışmalar sayesinde süreç içerisinde bu kadar değerli modelle yoğun ilgi ve yüksek kabule erişmiştir. Bu modelin oluşumunu destekleyen ve önemli kılan devleri ve katkılarını anlatmıştık, modeli destekleyen dönemin diğer devasal gelişmelerine ve de modelin kısıtlarına bakalım.

Ludvig Von Bertalanffy’nin ilk defa 1936’da ortaya koyduğu 1948 senesinde olgunlaştırabildiği Genel Sistem Teorisi ve onun devamında 1970-80’li yıllarda gelişen kompleksti teorisi, sistemik düşünce yaklaşımı, post-pozitivist dönemin ana bilimsel paradigmasını oluşturmuştur; bu oluşumun getirdiği yeni düşünce tarzında indirgeyici yöntem yerine benimsenen tümsel bakış yöntemine paralel yeni uygulamalar arayışına cevap veren bir model çözümü olarak Porter modeli genel bir kabul görmüş ve takdir toplamıştır. Genel Sistem Teorisi önceleri biyoloji bilim dalında gelişmiş, sistemlerin, özellikle canlı sistemlerin, nasıl çalıştığı üzerinde durulmuştur. Çalışmalarda elde edilen bulgular, bütünü parçalayarak her parçayı ayrı ayrı inceleme usulü ile bilgiye erişimin bilimsel araştırmalarda en iyi yöntem olmadığını ortaya koymuş, her parçanın ve her olgunun kendi temel fonksiyonu ile ayrı ayrı ve bağımsız olarak değil, ait olduğu kapsamda (sistemde) değerlendirilmesini önermiştir. Nobel ekonomi ödülü sahibi, yapay zeka ve kompleksti teorisinin kurucularından olan Herbert A. Simon, bu olguyu Çin kutuları örneği ile anlatmaktadır. Her kutu açıldığında sadece yeni bir kutu değil içerisinde bir çok ilave kutular bulunan bir kutu ile karşılaşılır. Tabiat da böyledir, her katman kendisinin içerisinde özerk ve bütün olan başka katmanlar içerdiği gibi kendisi de aynı şekilde daha büyük katmanların içerisinde özerk ve bütün olarak yer alır ve bu katmanlardaki gerçeklere parçalayarak değil sistemik bir yaklaşımla ulaşılabilir. Bu önerinin devamında gerçek sistemlerin açık sistemler olduğunu devamlı olarak çevre ile alış-veriş içerisinde bulunduklarını ve bu etkileşimin sistemlerin devamlılığı için gerekli olduğu anlatılmaktadır. Bu anlayış detaycılığının (indirgemeci yöntemin) tümsel düşünceyi ihmal ettirmesi nedeni ile genel bir zafiyeti içerdiğini söyler. Bertalanffy bu yaklaşımını 1920’lerde yayınladığı çalışmaları ile başlatmış ve bilahare yaptığı araştırmalarla 20. yüzyılın ortasında tüm bilim dallarında geçerli bir teori olmasına öncülük etmiştir; bu teori her şeyin teorisi, sistem bilimi olarak da anılmaya başlamıştır. Bu yaklaşım sosyal bilimleri de etkilemiş ve sistemik yaklaşımının ön plana yükseldiği yeni bir döneme girilmiştir. Porter modelinin tarihsel sürecine bakıldığında modelinin sistemik yaklaşımının bir paradoks olarak önce indirgemeci bir yöntemle yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıktığını görüyoruz. Tarihsel süreçte anlattığımız makro ekonomide başlayan arayışların bu çerçevede yapılan çalışmaların indirgemeci bir yöntemle daha küçük alt birim olan sanayi dallarının incelenmesi olarak geliştiği anlaşılmaktadır. Ekonomistler ekonomik faaliyetlerdeki tanımlamaları daha yakın değerlerle oluşturabilmek amacı ile ekonominin parçaları olan sanayi dallarını (sektörleri) ayrı ayrı incelemeye tabi tutmuşlardır. Bu inceleme konuları ekonomide mikro ekonomi veya IO endüstriyel organizasyon adı ile ayrı bir uzmanlık dalı olarak oluşmuştur. Netice itibarıyla ulaşılan endüstri analizleri ekonominin tümüne nazaran değerlendirilerek ekonomik bilgiler üretilmiştir. Mikro ekonomistlerce endüstri analizlerinde ulaşılan bu çalışmalar, Porter tarafından 1974’te hazırlanan “Endüstrilerin yapısal analizleri üzerine bir tespit” başlıklı çalışma ile ve Pankaj Ghemawat’ın tabiri ile baş aşağı edilerek oluşan firma bazlı yaklaşımla sistemik bir yönteme dönüştürülmüştür. Bu şekilde endüstri analizleri makro ekonomik faaliyetlerin öğrenilmesi için değil, işletmelerin bağlı oldukları üst katmanın büyük çevrenin tanınması amacı ile sistemik faaliyetin bir bölümü olarak kurgulanmaktadır. Bu çok önemli adım yeni dönemin düşünce yapısına uygun zamanda sunulan iyi bir örnek olarak sahiplenilmiştir. Ampirik yönü Miles & Snow’ un gerisinde olan Porter modelinin oldukça popüler olmasının esas nedeninin bu husus olduğu değerlendirilmektedir.

Doğrusal düşüncenin uygulamaları olarak tarihsel süreçte anlattığımız GZFT analizleri, Ansoff’un ürün/pazar analizleri, BCG’nin portföy analizlerinin devamında ve farklı olarak, sistemik düşüncenin geliştirdiği kompleksti teorisi, post-pozitivist dönemde ekonomik oluşumları, sosyal vakaları çok taraflı, karşılıklı etkileşim içerisinde, kendiliğinden oluşan, adaptif özellikte dinamik sistemler olarak algılandığı yeni bir yaklaşım oluşturmuştur. Bu yaklaşım bir sistemdeki tüm tarafların (elemanların) karşılıklı etkileşimini içerdiği gibi Porter’ın endüstri analizi de tüm tarafların kendi katkı parametreleri ile birbirilerini nasıl etkilediklerini (güçlerin etkilerini), tüm bu etkileşimin endüstri evreleri ile bağlantılı olarak konteksti içerisinde değerlendirilmesini içermektedir.

Kaos teorisinin esas olarak kompleksti teorisindeki dinamik, çok taraflı, karşılıklı etkileşim içerisinde olan ve doğrusal sistemlerinin çözemeyeceği çok boyutlu bir dünyanın en karmaşık olgularını kapsadığını izliyoruz. Bu teori çok bilinmeyenli ve anlaşılması güç ortamlara bir tanımlama getirmeye çalışmaktadır. Ekonomik olaylar kaos teorisine konu olan ortamlar olarak düşünüldüğünde Porter’ın endüstri analizi de çok taraflı, çok bilinmeyenli yapısı ile pazarlara bir jenerik tanımlama getirme modeli olarak da düşünülmektedir. İzlenebildiği gibi Porter modeli, dönemin bu gelişmelerinden beslendiği gibi post-pozitivist dönem algılaması ile hareket eden yeni nesil yöneticilerin anlayışına uygun bir yaklaşım olarak yüksek iltifata erişmiştir. Organizasyonların kompleks adaptif sistemler olarak ele alınması bu örnek yaklaşımla daha da benimsenmiştir.

Porter modelinin geliştiği ekonomik çevrenin esas motivasyonu yarışma ve rekabettir; ekonomideki verimlilik rekabet ile temin edilmektedir. Liberal olmayan ekonomilerde, monopol düzenlerde, temel düzeni merkezi planlamaya dayalı yapılarda modelin işlerliği gözden geçirilmelidir. Modelinin tanımlanması gereken diğer bir unsuru ise müşteri olgusunun yeterince ön plana çıkmamasıdır. Alıcılar olarak adlandırılan “müşteri” analizin bir yerinde rekabetçi güçlerden biridir, faaliyetinin ortasında veya hedefinde görünmemektedir. Endüstri analizlerindeki bu yaklaşım pazarlama bilimindeki müşteri olgusundan farklılık göstermektedir, pazarlama biliminde ve pazar/pazarlama odaklı işletmelerde müşteri daima merkezdedir ve rekabet müşteriye ulaşmada ölçümleme olarak yer alır, yarışın hedefinde müşteri, karar sürecinde tercih edilmek vardır. Porter modelinde ise esas değerlendirme unsurları endüstrinin ekonomik bir varlık olarak durumu ile endüstri oyuncularının birbirine nazaran konumlarıdır. Devam edeceğiz.

Dr. Ali Haydar Ark
Yönetim ve Pazarlama Danışmanı
alihaydarark@genna.com.tr

DİĞER ALİ HAYDAR ARK YAZILARI

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol