Topçularda inecek var
Dış Ses 1: Bir topçular alır mısınız lütfen?
Dış Ses 2: Popçular mı uzatsam, topçular mı uzatsam? Bilemedim şimdi.
İç Ses 1: Bizim çocukluğumuza denk gelmedi, ama eskiden top peşinde koşan çocukları aileleri kabiliyetsizlik ve eğitime niyetsizlikle suçlardı. Belki de bu davranış biçimi doğruydu. Bizzat deneyimleyemedim. Detaylı bir şey diyemeyeceğim. Belki ilerleyen satırlarda diyebilirim.
İç ses 2: Mantık olarak okuma çağında olan bir çocuğun fizik, kimya, matematik dersinde başarılı olması beklenir. Ruhen ve bedenen dâhil olduğu beden eğitimleri dışında diğer derslerinden de 5 alması istenir. İleride mühendis veya doktor çıkması beklenir. Haksız da sayılmazlar. Çünkü, başarısı bizzat ölçülebilen bir alanda kendini ispatlayan bir bireyin sonunda iyi yerlerde olmaması düşünülemez.
İç ses 3: Biz zamanlar okula giderken kendime kızardım. Okuyorum, öyleyse sportif bir yeteneksizim. Yaşıtlarım okumadan, eğlenerek, belki eğitimsiz, ama belli etmeyerek para kazanma yollarını bulmuşlar. Ben neden bu kadar yeteneksizim? Neyse…
Dış ses 4: Neden durdun? Topçulara ne zaman geleceğiz? Devam etsene.
Uzun bir iç ses: İnsanın sportif kabiliyeti ölçüsünde para kazanma istikrarı bir süreçte garanti altına alınamadan böylesi bir yetenek kullanımı genellikle hobi olarak kalır. Futbolda durum çok farklı. Okula gönderilmeden futbolcu olması arzulanan çocukların bir arz enflasyonu yarattığı süreçlerden geçtik. Fazla insan kaynağı arzı olduğu dönemlerde işsizliğin çığlıklarını da duyduk. Okulunu asan ve top peşinde koşan profesyonel sporcuların hatırı sayılır paralar kazanması, amatör ve yarı profesyonellerin de iştahını kabarttı. Benim de tabi… Bu hep böyle devam edecek miydi, bilmiyorum. Atom parçalayan, öğretmen olan, matematik ‘master’ derecesi alan, ya da tıp okumuş ama kan görmeye dayanamayan bir profesyonel futbolcumuz olacak mı şu dünya üzerinde, çok merak ediyorum. Bu da ayrı bir konu. Yine neyse…
Popçularda araca binen bir neslin dikiş tutturamayıp topçularda indiğine dünya üzerinde çok şahit olduk. Kabiliyetler ne denli inkişaf etmiş… Bu kabiliyetsizlik ile sayılı insanlar arasındayız.
Trene nereden bindiğin değil nerede indiğin önemlidir. “Bilmediğin bir yerde inersen belki de kaybolursun” derler. Ben hayat yolumdaki durakları mı karıştırdım yoksa. Acaba hangi durakta inmeliyim?
Magazin dünyasının dünyaca ünlü simalarından, yerel isimlerimize varana kadar imajlarını çok kötü/idare eder/fena sayılmaz/iyi/çok iyi/harikulade/fevkaladenin fevkinde gibi çeşitli oranlarda yöneten ünlü popçu simaları hepimiz biliyoruz. Bir çoğunun eğitimi hatırı sayılır bir düzeye erişmekte. (Ajdar faciasını görmezden gelelim lütfen. Ya da durun. Görelim ve ibret alalım.) Eğitimsiz olanlar ise bunu belli etmemek için elinden geleni yapmakta. Yazılı olmasa da bir iletişim kılavuzu varmış gibi davrananlar; profesyonel video klipleri, fotoğrafları, kıyafetleri, logoları, sloganları, tarzları ve bunu katma değerli ürünlere dönüştüren ticari zekalarıyla fark yaratma gayretinde. Fakat, bu enstrümanların tamamını kullanmasa da bir kısmını kullanan bir gruptan bahsediyorum.
Topçular durağında ise eğitim seviyesi gittikçe düşmekte. Yalandan yazılan okullar askerlikten kaçısın birer anahtarı niteliğinde. İmaj deseniz, akşam top peşinde koşan, sonra barlara akan yorgunlar diye devam etmekte. Kişisel duruşlarını bir kenara bırakın, yıldan yıla podyumlarda giydikleri yeni forma tanıtımları dışında bir yerde görünememekte. Barları, otomobil galerilerini, plajları saymazsak… Toplu şekilde takım olarak bir reklam filminde görünür olmak dışında bireysel görünürlüğün anlam kazandığı bir çalışma ise nedense yapılamamakta. Bir logoları, amblemleri bilinmemekte. Çünkü, böyle bir şey yaratma zekâları henüz gelişme aşamasında. Sloganları olsa da bunu ölümsüzleştirecek bir marka akılları oluşmamakta. Valizler dolusu kazandıkları paraları eğer ki harcamamışlarsa; spor hayatları bitince konut zenginliğinin yanında bir de kebapçı açma girişimleriyle geleceğe yol almakta. Bildiği logo ancak kebapçının camını süslemekte. Spor yazarlığı, eleştirmeni olanlar ise eski başarı ve deneyimlerini, kişisel dünyaya taşıyamadıkları için de ne elle tutulur bir ürüne ne de ticarete konu olan bir değere dönüştürememekte.
Maradona’dan, Pele’ye, Hakan Şükür’den Sergen’e kadar adını sayamadığım binlerce yerli yabancı topçumuz birilerine örnek olamamakta. Örnek olmayı bırakın, herhangi birilerini, kulübü, markayı, modacıyı, şarkıcıyı, sanatçıyı kendilerine örnek almamakta ısrar etmekte. Neyse…
Marka iletişim araçlarına en çok konu olan, fakat bu araçları kişisel markaları için en sistemsiz kullananlar genellikle topçular. Neden, bilmiyorum. İlhan Mansız isminden ‘imansız’ kısaltmasını türeterek böylesi bir potansiyeli doğmadan söndüren medya, marka konumlandırma, isim yaratma, reklam yapma konusunda eline su dökülemez görüldüğü için belki niyeti olan kimseye de söz düşmemektedir. ‘Şeytan’ lakabı da bir diğer örneklerimizden. Bütün topçuları ve popçuları bir marka eğitiminden geçirerek bu işin aslında marka konferansından, Amerika’dan ithal kitap içeriklerinden, televizyon yöneticilerinin reyting ahlaksızlıklarıyla dolu fikirlerinden ve ağzının ayarı olmayan spor eleştirmenlerinin kifayetsiz zekalarından görünen biçimde olmadığını anlatmalı. Parasını değil, kişisel değerini yönetmesini öğretmeli.
‘Bir spor markası ile ticari bir markanın yan yana görünmesi mi yoksa bir sporcu ile ticari markanın yan yana görülmesi mi’ sorusunu gözden geçirmelerine yardımcı olmak iyi olmaz mı? Katma değer bir marka yaratmaz mı?
Bir komedyen bunu yapabiliyor, logo oluşturarak kendini pazarlayabiliyorsa sen de yaparsın. Bir popçu albüm kapağını adam akıllı tasarlatabiliyor, sanat için soyunup, üşüdüğü için giyiniyorsa bunu sen de yapabilirsin. Bir kıyafet markası seni sahneye çıkararak podyumda boy göstermeni sağlıyorsa bunu sen de yaparsın. Elinde bir kitapla yedek kulübesinde maç yöneten teknik direktörün bunu yapamıyorsa sen de yapamazsın. Dikkat et! Önünden çok model var. Bak bu da 2012 model. Gel birlikte deneyelim. Eminim iyi bir şeyler çıkar.
Bu yazıyı okuduysan veya okuyan birinden sana seslendiğimi duyduysan ses ver.
Dış Ses 5: Müsait bi’ yerde inecek var. Buyrun, Topçular…


Yorumunuz gönderiliyor...
Yorum yazın