Turkey Wide Web (http://tww.btk.gov)
Türkiye’de sansürün çivisi çıkmış durumda! Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” kitabının basılmadan yok edilmesi operasyonu, sansürcü zihniyetin, suçluyu suç işlemeden yok etmeyi kafasına takan “Minority Report” bilim kurgu evrenini de geride bıraktığının göstergesi. Neyse ki bu zihniyet, kitap bir anda yüzbinlerce bilgisayara indirilince hayal kırıklığının acı ilacını tattı diyeceğim; ama bu sefer de zaten nefret ettiği internete karşı iyice bilendi.
Türkiye internet sansürü liginde haklı bir üne sahip zaten. Malum, 5651 sayılı sansür yasası ve bu yasayla kurulan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), emin adımlarla on beş bine yaklaşan sansürlü siteyle başa güreşiyor. Ama son bir aydır, Binali Yıldırım’ın öksüz bıraktığı Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı BTK ve “muzır kurulu” TİB, faaliyetleriyle Kafka romanlarını veya Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü hiper-gerçekçi edebiyat saymamıza vesile olarak, internet sansüründe bir de “fantezi ligi” açmaya kararlı görünüyor.
Üstüne vazife olmadığı, yani kuruluş kanunu bile ona böyle bir hukuki yetki vermediği halde BTK, önce internet servis sağlayıcılara kara listeler göndererek bunları dört ayrı kategoride (Aile, Çocuk, Yurtiçi ve Standart) filtrelerle kullanıcılarına dayatmasını zorunlu kıldı. Bu kara listelerin hangi kriterlere göre oluşturulduğu, şeffaf olmadığı gibi, yargı dışında herhangi bir merciinin böyle bir yetkisi bulunmadığı da apaçık. Üstelik, sözde açık olan standart filtre paketini seçecek kullanıcıların sansürsüz internet erişiminin olup olmayacağı da açık değil. Bu kurul kararının 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 4 ve 6. maddelerine dayandığı iddia edilse de, aslında bu maddeleri açık biçimde ihlal ediyor. Tarafsızlık, şeffaflık, itiraz hakkı, mahremiyet, veri gizliliği ve adil rekabet gibi hak sistemleri çiğneniyor. (Bu konuda BTK’ya verilen ayrıntılı cevaba şuradan ulaşılabilir: http://yenimedya.wordpress.com/2011/05/10/btknin-aciklamalarina-yanit/)
Bu hukuk katliamı yetmezmiş gibi, BTK daha da fantastik bir işe girişerek, aralarında “kız”, “haydar”, “yasak”, “hikaye” gibi sözcüklerin de bulunduğu 138 sözcüğün alan adlarında geçmesi halinde bunların inceleme altına alınması talebiyle, içinde bol miktarda “cezai müeyyide” sözcüğü geçen bir yazıyı servis sağlayıcılara gönderdi. Eh bu iki adım da tüm internet kullanıcılarının sabrını taşıdı.
Bu konuyla ilgili olarak BThaber gazetesindeki köşemde “Abdülhamit internete girerse” adlı bir yazı yazdım (http://www.bthaber.com.tr/?p=13011). Çünkü BTK’nın bu son icraatı, Abdülhamit’in aşırı duyarlı sansür listelerini oldukça masum hale getiriyor. Ne de olsa adamcağız “burun” sözcüğüne takmakta pek de haksız sayılmazdı. Bunlar, “yasak” sözcüğünü bile duyarlı hale getirerek Orwell paradigmasını zorluyorlar!
O yazıda şöyle demiştim: “Bir görüşe göre, TİB bu tip adımlarla hepimizin tepki düzeyini ölçüyor. Bir başka görüş de bu “devlet baba – ergen vatandaş” tavrının devletimizin genlerinde olduğunu, bu tavrın anakronizmi konusunda onları ikna edecek bir tepki göstermek gerektiği yolunda. TİB’i yetkilendiren 5651 sayılı sansür kanunu, her ne kadar absürt olsa da TİB’e böyle bir yasaklama yetkisi vermiyor. Dolayısıyla bildirimleri hukuk dışı. Bunu onlara öğretecek bilgi edinme başvuruları ve suç duyuruları yapıldı bile. “Sansürlü İnternet” filtre projelerinde de hukukun acı ilacını tadınca eski, sıradan sansür günlerimize döneriz. Belli ki anladıkları tek dil bu. Yoksa bütün dünya bize gülüyormuş; sayelerinde Türkiye, teknoloji iktisadında müthiş zarar ediyormuş; umursadıkları yok. Ha, bir de sokağa çıkıp oradan (ve medyadan) seslendiğimizde duyuyorlar bizleri.”
Seçim öncesinde yetkililerin attığı bu sansür adımları umarım onlara bir bedel ödetir. İnternet kullanıcıları 15 Mayıs’tan başlayarak sokağa iniyor. Demokratik haklarını sonuna kadar kullanacaklarından kimsenin şüphesi olmasın. Dört bir koldan devam eden hukuk mücadelesi de ivme kazanacak. Her bir raporda sertleşen Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşların tavrı da cabası. Otoritenin Türkiye sınırları içerisine kapatılmış ve canının çektiği gibi denetleyebileceği bir internet hayali, hayalden ibaret kalacak.
Yaklaşık on gün süren bir Tunus ziyaretinden yeni döndüm. Orada Tunus Devrimi’nin kahramanları; hapse atılan, işkence gören blog yazarlarıyla, sosyal medya aktivistleriyle, “TuniLeaks” yaratıcılarıyla birlikte oldum. Onlarla halk arasındaki derin bağa da tanık oldum. Dolayısıyla internetle aşık atmaya çalışan sansürcü zihniyetin başına gelenler konusunda bir kaç seminer verebilirim. İlgililere duyurulur.
DİĞER ÖZGÜR UÇKAN YAZILARI
- SOPA’nın ucu hepimize dokunacak!
- “Güvenliği” özgürlükle satın almak
- Arap Baharı, “Los Indignados”, #OccupyWallStreet...
- Medya ve “Kanaat Yönetimi”
- Denizyıldızı ve örümcek
- 22 Ağustos: Türkiye internetinin kara deliği
- Ulus-devletlerin son savaş alanı: İnternet
- İnternet: Yeni savaş alanı
- “Yeni Medya Düzeni” hakkında bir öngörü
- “Arap Baharı”: Halkın (ağ) gücü


Yorumunuz gönderiliyor...
Yorum yazın