http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

A. UĞUR ALPARSLAN
A. UĞUR ALPARSLAN
05 Şubat 2010
1 Yorum

PAYLAŞ

Zeki Müren de bizi görecek mi?


Benim televizyonla tanışmam 1974 yılına denk gelir. Siyah-beyaz ekranda ilk gördüğüm kişi ise rahmetli Bülent Ecevit idi. Haberlerde Kıbrıs Barış Harekâtı ile ilgili görüntüler yer alıyordu. On yaşımdaydım.

Vizontele filminin o meşhur repliği vardır hani… Benim hâlâ gülmekten kendimi alamadığım… Televizyonun nasıl bir şey olduğunu köy halkına izah eden muhtarın “Zeki Müren evimizde bize konser verecek, biz de izleyeceğiz” açıklamasına, “Peki, Zeki Müren de bizi görecek mi?” denen film.

O günleri hatırlayanlarınız bilir. Gerçekten de, o günlerde çocuk yaşta olanlar için, akla gelen ilk sorulardan biriydi, televizyondakilerin de bizi görüp göremediği sorusu. Biz çocuk aklımızla, televizyondaki kişilerin bizi görüp görmedikleri konusunda hayli bir meraka kapılıp, kendi aramızda epeyce tartışmıştık.

Meseleyi epey bi’ sonra kavramıştık. Sadece beyaz camdakiler bize ulaşıyorlardı. Bizimse onlara ulaşma şansımız, sadece TV ekranından değil, günlük hayatta bile artık imkânsızdı. Bu durum, mahalledeki diğer arkadaşlarım gibi, benim için de büyük bir hayal kırıklığıydı, hâlâ hatırlıyorum.

Yani bu nasıl adaletsiz bir durumdu ki, onlar oradan dilediğini söyleyip anlatacak, soru soracak, yargılayacak, bilgi verecek, espri yapacak, biz oturup izleyecek, cevap bile veremeyecektik. Eğlenceye ya da orada olup biten her ne ise ona katılamayacaktık. Biz sadece birer izleyici ya da dinleyici olabilirdik. Kabul edersiniz ki, bu durum bir çocuk için pek tahammül edilesi bir şey değildir.

Yaşımız biraz ilerleyip evimizdeki ekrana alışınca durumu öylesine kabullendik ki, o cama çıkan ve oradan tek taraflı bir iktidar üzerinden iletişimde olan hemen herkes ve her şey, tanrısal, büyülü bir gücü de eline geçiriyordu ve bu hepimiz için çok anlaşılır, zaten öyle olması gereken bir durumdu. Bu alet büyülü bir şeydi.

Oraya çıkan her şeye sanki sihirli bir el değiyor, her şey değerleniyor, herkes tarafından biliniyor ve çok önemseniyordu. Hâl böyle olunca elbette “Zeki Müren de bizi görecek mi?” haklı sorusu, bu kabullenişle birlikte güçlü bir esprinin eşsiz cümlesi oluyordu.

Yani hiç öyle şey olur muydu? Bu, çok gülünesi bir cahillikti. Bunu söyleyen kişi kendini kim sanıyordu? Ayrıca teknolojiden ve iletişim dünyasından da bihaber olmalıydı.

Sanırım çoğunluk hâlâ pek farkında değil, ama o çok güldüğümüz durum gerçek oldu. Yani Zeki Müren de artık bizi görecek. Elbette lafın gelişi, rahmetli nur içinde yatsın.

Şimdi internet üzerinden sosyal mecralar, sanılanın aksine büyük bir hızla yaşamın tüm alanlarını kaplamaya başladılar. Daha önce o sahnenin kurulduğu alandan uzak tutulan biz ve bizim çocuklarımız, geçmişin acısını çıkarırcasına hayatı bu mecralara taşımaya başladı. Facebook, Friendfeed, Twitter vb. üzerinde oluşan network’ler, çok kısa bir gelecekte diğer iletişim araçlarının ve mecraların üzerinde egemenliklerini ilan edecekler. Elbette bunu sadece ben söylemiyorum.

Küçükken yaşadığım o tek taraflılığa karşı oluşan hayal kırıklığım, bugünlerde keyifli bir öğrenme ve dâhil olma şekline dönüştü. Hak yerini bulmuştu artık. Hepimiz birbirimizle konuşup yine birbirimizi dinlemek zorunda kalacaktık.

Örneğin genelkurmay başkanımız TV’den demokrasiyi savunan konuşmasını yaparken, online mecrada 17 yaşında bir genç şöyle bir feed geçiyordu. “Paşam, sen önce o parmağı indir bakalım!” Öyle ya, eski alışkanlıkla kamuoyuna parmak göstererek yapılan demokrasi savunuculuğu hiç de inandırıcı algılanmıyordu.

Ancak, bugün tek taraflı bir mecra ve onun üzerinden yapılan iletişim stratejileri ile markalama alışkanlığı, yerini doğrudan tüketicisinin ihtiyaç, talep ve beklentileri üzerine odaklanmış herkesin birbirini iyi dinleyip doğru anladığı markalama stratejileri ile yer değiştirecek.

Yani artık, “Zeki Müren de bizi duyacak!”

Birçok iletişimci, reklamveren henüz pek farkına varmamış olsalar da, online ortamda sosyal ağlar üzerinden gelişen yeni iletişim biçimlerinin değiştirici ve dönüştürücü etkisi yakın zamanda kendisini dayatacak.

Yani taş tabletten kâğıda, kâğıttan internet ortamına geçen ihtiyaçların ve iletişimin kodlarının paylaşılma biçimleri tarihte nasıl çağları ve iktidarları belirlediyse, yakın tarihte de aynı şekilde olması kaçınılmaz görünüyor.

Yani sanırım mecranın iktidarı üzerinden buyurmanın dönemi çok şükür bitti. Artık gerçek iktidarın, yani büyük çoğunluğun mecrası internet ve onun iktidarı üzerinden gelişecek yaşam ve iletişim biçimlerine hazırlanmalıyız.

 

Diğer A. UĞUR ALPARSLAN yazıları

1 Yorum

11 Şubat 2010 18:27

Cevdet AŞKIN

“Hüküm” erken görünse de, kaliteli bir yazı.

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol