http://www.gennaration.com.tr/wp-content/themes/press

GENNARATION
GENNARATION
17 Haziran 2010
1 Yorum

PAYLAŞ

“Isırmak lazım!”


Reklamı yapılan bir ürünü tüketicinin beynine çivilemek için genellikle iki unsur devreye sokulur: Cinsellik ve mizah. Kimi zaman cinsellik vurgusu açıktan açığa, kimi zaman da örtük bir mesajla zerkedilir beyinlere… Kırmızıya boyanmış, pırıl pırıl parlayan etli dudaklar aralanmıştır en iç gıcıklayıcı haliyle ve…

Elbette bu ve buna benzer fotoğraflar “Photoshop” marifetiyle kusursuz bir yapıya büründürülüp sunulur tüketicilere… Afiyetle yesinler diye! Hemen hemen her ürünün pazarlanmasında kadın cinselliğinden olabildiğine, alabildiğine destek alınır. Söz, görüntü, çağrışım… Rekabetin iyice amansız bir hale dönüştüğü günümüzde, pazara sürülen her malı cinsellik sosuna bulamak yazılı olmayan bir kuraldır neredeyse.

Şirketlerin de belli bir “zihinsel” yapısı vardır. Tüketim toplumuna hizmet veren bu şirketler, kuruluş felsefelerine paralel bir reklam politikası izlerler düşünsel refleksleri mucibince. Kimi zaman, bu düşünsel reflekslerinde/duruşlarında yalpalama içinde de olabilirler. Markalarına hizmet veren reklam ajansları, hizmetinde oldukları markanın bu düşünsel duruşuna özen gösteren işlere imza atma gayreti içindedirler. Aksi durumda, müşterisinin o işe onay vermesi beklenemez. Bir bisküvi firması olarak ticarî hayatına 1944 yılında başlayan Ülker, bugün global bir marka olmak için “çikolata devi” olarak bilinen Godiva’yı satın alan bir “grup” haline dönüşmüştür. Bu “grup”un hayatı alımlama/algılama noktasında, kabul etseler de etmeseler de, belli bir düşünsel refleksi ve ön kabulleri vardır.

Hayata bakışları, kendi konumlarını belirleyen kaideleri “muhafazakâr” bir dünya görüşünde yükselir. Muktedir yapıyla olan ilişkisine örnek teşkil etmesi bakımından, Şehir Hatları vapurlarındaki Beltur büfelerinde sadece Ülker ürünlerinin satışta olmasını “ihale” başarısı olarak yorumlayabilir miyiz?

Neredeyse her hafta farklı bir bisküvi, çikolata, gofret markası çıkarmasıyla dikkat çeken bu şirketin anlaşmalı olduğu reklam ajansındaki “beyin fırtınası” seanslarında ortaya çıkan “saplı dondurma” markasını duyduğumda, 70’li yıllara doğru yelken açtım. Nasıl açmayayım? Senaryo yazarları arasında ünlü yönetmen Claude Sautet’nin de bulunduğu, yönetmenliğini Jacques Deray’ın üstlendiği 1970 tarihli “Borsalino” adlı filmin başrollerini Alain Delon ile Jean-Paul Belmondo paylaşıyordu. Claude Bolling imzalı müzikleri ise tam bir “klasik”tir! Şimdilerde televizyon dizilerinde görülen “mafya” dizilerine nal toplatacak bir filmdi “Borsalino”. Benim “kült” filmimdi o! Film o kadar tutmuştu ki, 1974’te Jacques Deray “Borsalino & Co. – Borsalino ve Çetesi” adıyla devam filmini çekti.

Ne yazık ki, ilk filmde ölen/öldürülen François Capella (J. P. Belmondo) devam filminde yer almamıştı. Her ne kadar bir “suç filmi” olsa da; iki arkadaş arasındaki dostluk, güven, sevgi temaları işleniyordu filmde inceden inceye. “Bonnie & Clyde”ın final sahnesi kadar olmasa da “en iyi ölüm” sahnelerinden biridir, François Capella’nın sonu. Sıkı bir dostluk kurduğu arkadaşı ise Alain Delon’un hayat verdiği Roch Siffredi karakteridir. “Borsalino & Co.”da, Roch Siffredi, arkadaşı François Capella’nın intikamını bir güzel almıştı.

“Borsalino” filmi o dönemin çocuklarında, gençlerinde çok tatlı, silinmez izler bırakmıştır. Sokak aralarında “tabancacılık” oynanmıştır, pazar işi hasır şapkalara “Borsalino” şapka muamelesi çekilmiştir. Bu filmlerden içimize işleyen karakter ise Alain Delon’a cuk oturan Roch Siffredi’ydi: Alain Delon=Roch Siffredi.

O günün çocukları büyüdü, koca koca adamlar oldu. O yılların masum filmleri ve o filmlerdeki “aşk” sahneleri birer anı demeti olarak belleklerde yerini aldı. Tek kanallı televizyon çağından, haddi hesabı olmayan özel ve yerel televizyon bolluğuna evrildi hayatımız. Çoktan seçmeli iletişim özgürlüğü, çoktan azaltmalı bir çöplüğe de dönmeye başladı.

İnternet denen bir şeytan icadı girdi hayatımıza. “İki film birden” günlerinden, evde ve işte “adult” film dikizleme konforuna atlandı. Her sektörün öne çıkan adları olduğu gibi, “adult” pazarının da öne çıkan adları sektörde “boy” farkıyla öne geçmeye başladı. Handiyse tüm erkeklerin hayalllerini, fantezilerini süsleyen “tekli” ve “grup” temalı seyirliklerdeki performansıyla dünyadaki pek çok hemcinsinin dudaklarını uçuklatan bu “bereket sembolü” İtalyan, belleklerimizdeki Roch Siffredi’yi bambaşka bir âleme götürüverdi. Roch Siffredi de kirlendi.

46 yaşını devirmiş, hatta saçları dökülmeye başlamış “The Italian Stallion” nâmıyla ün salan bu “oyuncu”, hayatını idâme ettirmesine yarayan uzvunun cesametiyle “hard” sahnelerdeki duygusuzluğunu üst seviyede gösteriyordu izleyicisine. Sevişmeye duygu katan her insan evladının, bakmakta güçlük çekeceği “sert” sahnelerde, gördüğü her boşluğu doldurma azmiyle rolünün hakkını tüm “aygır”lığıyla vermeye çalışan bu “İtalyan Aygırı”, Alain Delon’un hayatımıza hayat kattığı Roch Siffredi karakterinin ismini alarak, “adult” sektöründe gününü gün, hâtıralarımızı da talan ediyor. Günümüzün erkekleri de bu “aygır”ın eylemlerine iç çeke çeke ortak oluyor bilmem kaç inçlik ekranlarından…

Çektiği “soft porno” filmlerle adından söz ettiren, entelektüel alt metinlerle filmlerini “sanat filmi” kategorisine yükseltmek isteyen Fransız Catherine Breillat ise bu “aygır”ın desteğini alarak 1999 tarihli “Romance” filmiyle daha çok konuşulur oldu. Filmlerine “çöplük” diyenler de var, “Pornoyu sanata dönüştüren bir yönetmen” diyenler de… Ünlü “doğum” sahnesiyle ve “zoom in” çekimlerle dikkat toplamaya çalışan “Romance”, Rocco Siffredi adıyla “adult” sektörünün yapış yapış dünyasında icra-ı sanat eyleyen “aygır”ın ün salan uzvunun geniş halk yığınları tarafından da görülmesine vesile oldu. Hatta, “İtalyan Aygırı” olarak nam salan Rocco Siffredi, bir çikolata reklamında bile oynadı!

Yves Thuries bar çikolata reklamındaki slogan ise Ülker’in Roko’suna göz kırpıyor: “20 santimetrelik zevk sizi raflarda bekliyor…”

Ülker’in Roko reklamındaki sloganını yazalım: “Roko! Isırmak lazım!” “Borsalino”nun unutulmaz karakteri Roch Siffredi… “Adult” sektörünün “aygırı” Rocco Siffredi… Ve Ülker’in Roko’su…

Bu hınzır, muzır sloganla Ülker’in Golf şemsiye markası altında piyasaya sunduğu Roko’ya sıkı bir çalım atan reklam yazarını kutlamak (mı) lazım! “İtalyan Aygırı” Rocco Siffredi’nin “Isırmak lazım” sloganından haberi yoktur muhtemelen. Bu sloganın tercümesini duysaydı, resmî web sitesinin bir köşesine yerleştirirdi muhakkak:

“Rocco Siffredi! Isırmak lazım!”

 

Adnan Algın

 

DİĞER GENNARATION YAZILARI

1 Yorum

22 Haziran 2010 13:52

Zapping! « ADNAN ALGIN

[...] Düşünce gücüyle yumurta kırabiliyor muyuz? Ah-haı-hah-hah-haa! Zap! Eksen kayıyor mu sizce? Roko! Isırmak lazım! Zap! Bihter, Nihal’i bıraksam da sana dönmem ben! Zap! Maceraperest bir kadın olan Sanera [...]

Yorumunuz gönderiliyor...

Yorum yazın


Bu yoruma e-posta abonesi ol